ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Umutsuzluğa düşecek olursanız Yüksekdağ'ın savunmasını okuyun- Ece Şimşek

Umutsuzluğa düşecek olursanız açın Yüksekdağ'ın savunmasını okuyun, ancak halkın divanı kurulduğunda esas yargılanacakların bugünün zulmedenleri olacağını unutmadan... Dediği gibi Turgut Uyar'ın "Hep böyle süreceği sanılır bir gül hikayesinin, hep böyle sürer gerçi amma bir gün sonu değişir."

Etkin Haber Ajansı / 07 Aralık 2017 Perşembe, 12:08

ECE ŞİMŞEK- HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ'ın tutuklu yargılandığı davanın üçüncü duruşması dün Sincan Cezaevi içerisindeki bir mahkeme salonunda görüldü. Hatırlatmak gerekirse Yüksekdağ'ın ilk duruşması tutuklanmasından tam 240 gün sonra, 4 Temmuz 2017 tarihinde Ankara Adliyesi'nde görülmüştü. Avukatlar dahil Ankara dışından gelenlerin girişinin engellenmesi, Ankara'nın adeta abluka altına alınması, duruşma salonuna girişte her türlü baskının kurulmasına rağmen Yüksekdağ ile halkın buluşması büyük ses getirmişti. "Buraya zulmün gözünün içine bakmaya geldim" diyen Yüksekdağ'ın duruşu öyle büyük etki yaratmıştı ki, kendi vesayeti altındaki mahkemeden bile korkan siyasi iktidarın talimatı ile 2. duruşma Sincan Cezaevi'ne 30 kişilik bir salona alınmıştı. Bu durumu protesto etmek için 2. duruşmaya katılmayan Yüksekdağ, 3. duruşmaya ağız dolusu gülümsemesiyle ezilenlere umut, zulme karşı direnişle çıktı.

Peki neydi 3. duruşmayı diğerlerinden ayıran ya da diğerleri ile tekerrür eden? Hepinizin bildiği ya da tahmin ettiği, daha vahimi emin olduğu kimi ambargo ve mahkeme üzerindeki vesayeti aşikar etme niyetindeyim.

Açıkçası Sincan Cezaevinde görülecek duruşmanın büyük bir salona alınmış olması, biraz olsun olması gerekeni, yani yargılamanın aleniyeti ilkesine uyulacağını düşündürmüştü. Ancak duruşma başlamadan engellenen araçlardan, uluslararası heyetin bırakın duruşma salonunu cezaevinin kapısında bile durmalarının engellenmesinden, iktidar yanlısı basın dışında özgür ve demokratik basın emekçilerinin salona alınmamasından, izleyicilerin cep telefonlarının toplatılmasından duruşmanın seyrini erkenden görmüş olduk.

Peki neden? Kocaman bir salon tahsis edilip içeriye insanların alınmamasının nedeni ne? Üstelik milletvekillerinin dahi Yüksekdağ'ı daha yakından görebilecekleri şekilde oturmaları engellenirken? Yüksekdağ'ın avukatlarının tarif ettiği şekli ile "Bu gladyatör dövüşünü hatırlatan" salonun anlamı ne?

Birincisi Yüksekdağ'ın da savunmasında altını çizdiği gibi "FETÖ" suçlamasıyla yargılananlar için yapılmış olan bir salonda Yüksekdağ'ın duruşmasının görülmesi, bu duruşmanın da bir siyasi darbe olduğunun itirafı niteliğinde.

Diğer yandan kocaman bir salonda görülen ama insanların salona girişleri engellenen bu duruşma şunu göstermiştir; Yüksekdağ'ı yalnız olduğuna inandırmaya çalışan, savunması sırasında moralini, psikolojik egemenliğini, milyonlara moral veren gülüşünü engellemek için nasıl da boş çabalar içine girilebiliyormuş. Yüksekdağ'ın bu gibi nafile çabalarla duruşunu bozmayacağını, gülüşünün engellenemeyeceğini anlamış olmalılar.

Mesele, gözdağı vermek istedikleri, yenilgi psikolojisi altında ezmek istedikleri, yalnızlaştırıp kriminalize etmek istedikleri 6,5 milyon. HDP'nin ve HDP'lilerin böyle yıldırılamayacaklarını, kendileri gibi "kandırılamayacaklarını" anlamak istememeleri kendi dramları ve kabusları.

Duruşmada yaşananlara ilişkin iki önemli nokta var. Birincisi duruşmada hiçbir görevinin (en azından resmi tanınmış görevi) olmamasına rağmen Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili İlhan Ayaz'ın salonda izleyici olarak bulunması. İkincisi ise Yüksekdağ'ın savunma hakkını engellemek için sürekli sözünü kesen mahkeme başkanının ifadeleri. İkisi de aynı kapıya çıkıyor. Yüksekdağ'ın duruşmasına uzanan iktidar eline…

Başsavcı vekilinin talimat almadan bu duruşmayı izlediğini düşünen yoktur sanırım. Bu, duruşmada bir an önce ilerleme kaydedilmesini isteyen iktidarın mahkemeyi vesayet altına alma yöntemlerinden birisi. Bunun sonucu da duruşmanın ikinci bölümünde mahkeme başkanının ifadelerinden görülebiliyor.

Yüksekdağ'ın sözünü keserek savunmasını engelleyen mahkeme başkanı, Yüksekdağ'ın halkın kendi kendini yönetme talebini sahiplendiği konuşmasından alıntı yaparak şöyle diyor: "Orada silahlı bir eylem vardı ve bu eylemleri PKK'nın yaptığı herkes tarafından biliniyor. Bu faaliyetleri destekler maiyette değil mi sizce bu? O silahlı çatışmayı yapanlar kimdi acaba?"

Yüksekdağ'ın yargılanmasının özeti bu. Aleniyet ilkesi uygulanmıyor, Yüksekdağ'ın savunması engelleniyor ve mahkeme savunma devam ederken kanaat beyan ediyor. Üstelik lafı ağzından kaçırıyor mahkeme başkanı, "Bir an önce" sorularına cevap istiyor.

Yüksekdağ'ın yanıtı net:

"İnsanların acılarına, çektikleri işkencelere ses olamayacaksam canı cehenneme bütün koltukların da iktidarların da. Beni assalar dahi o sözlerimden dolayı kimse bana hesap soramaz."

Bütün salonun damarlarına kanın gittiği, herkesin bir yandan öfkelenip diğer yandan iradesi kabul ettiği Yüksekdağ aracılığı ile öfkesini zulmün gözünün içine bakarak haykırmanın huzurunu yaşadığı an'dı bu. Hem duruşma salonunda bulunanların hem basın ve sosyal medyadan takip eden çoğunluğun yorumuyla "gurur duymak" bu. Hangi koşulda olursak olalım yenilmez olduğumuzu ve yalnız olmadığımızı bilmek bu. İktidarın yalanlarının, karalama propagandalarının, psikolojik savaş enstrümanlarının tuzla buza dönüşmesi bu. Gerçeğin güvenini yeniden hatırlamak bu.

Düşünün Yüksekdağ'ın bir cümlesinin dahi milyonlarda uyandırdıklarını. Bu uyanışın etkisini düşünün. Bu yüzden "Yüksekdağ yargılanmadı, yargıladı" diyoruz. Yüksekdağ ile birlikte dün 6,5 milyon da faşizmi yargıladı. (Ben buna "faşizmin ağzını burnunu kırmak" diyorum.)

Arada bir, özellikle umutsuzluğa düşecek olursanız açın Yüksekdağ'ın savunmasını okuyun, ancak halkın divanı kurulduğunda esas yargılanacakların bugünün zulmedenleri olacağını unutmadan... Dediği gibi Turgut Uyar'ın "Hep böyle süreceği sanılır bir gül hikayesinin, hep böyle sürer gerçi amma bir gün sonu değişir."