ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Türkiye'nin Efrin hayalleri ve gerçekler- Yeliz Irmak

Kürt düşmanlığında sömürgeci gerici devletlerle adeta yarışan Türkiye devleti, sefere çıktığı her durumda suçlarına suç ekledi ama her defasında elleri boş döndü. Sömürgeci kanlı politikalarını güçlendirdi, ırkçılığı, şovenizmi Türkiye halkları içinde şaha kaldırdı ama Kürdistan halkını yine de teslim alamadı. Kobane'de yenildi. Efrin'de de yenilmeye mahkumdur!

Etkin Haber Ajansı / 30 Kasım 2017 Perşembe, 11:03

YELİZ IRMAK- Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu seçimlerine günler kala sömürgeci Türkiye devletinden Efrin'e dönük yeni tehdit açıklamaları geldi. Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, Efrin'e saldırı için "Belki yarın belki yarından da yakın" sözüyle Kuzey Suriye halklarını tehdit etti. Bu açıklamadan, birkaç gün sonra yapılan MGK toplantısında ise işgal ve sömürgeci saldırı planlarına dönük kararlar alındığı duyuruldu.

İçeride zorlanan AKP, dışarıda bir düşman yaratarak, dikkatleri başka yöne çekmeyi öğrendi bu süreçte. Örneğin, karşı darbeye çevirdiği 15 Temmuz günlerinin ardından yapılan Cerablus işgaliyle AKP, hem Rojava kantonlarının birleşmesini engellemeyi amaçlamış hem de savaş halini gerekçe göstererek, iç muhalefeti etkisizleştirmeye çalışmıştı. "Cambaza bak" taktiği, yeniden devreye sokulmuş görünüyor.

Hiç tartışmasız söyleyelim ki, faşist AKP rejimi zor günlerden geçiyor. Hem iç hem de dış politikada istediği adımları atamıyor. Bu nedenle, Rusya ve İran'la işbirliği yaparken, ABD politikalarının uygulanması doğrultusunda da kendilerini pazarlamaya devam ediyorlar. ABD'nin YPG ile ilişkilenmesini engellemek için yapmayacakları şey yok.

OHAL ve darbe hukukuyla istedikleri her yasayı çıkardıkları, milyonlarca insanı mağdur edebildikleri, kontrolsüz, kanunsuz her türlü uygulamayı yapabildikleri halde, istedikleri gibi bir sistem ve yönetim inşa edemiyorlar. "Stratejik ortaklarım" deyip, yeniden ilişkilenmek için her şeyi yapmaya hazır oldukları ABD, Erdoğan'ın ipini çoktan çekmiş durumda, hem ona hem de AKP'ye alternatif arayışları içinde oldukları görülüyor. Bu da onun kabuslarını büyüten bir faktör. Kılıçdaroğlu eliyle açıklanan son yolsuzluk dosyaları, Reza Zarrab davasında ortaya dökülen ve dökülmesi olası pislikleri onu uluslararası kamuoyunda zorlayan, köşeye sıkıştıran bir düzeye gelmiş durumda. İşte tam da burada Kürt düşmanlığı kartı devreye giriyor. Kürt düşmanlığı, faşist AKP rejiminin olduğu kadar sömürgeci Türk devletinin de başvurduğu bir yol olageldi şimdiye kadar. Gündemdeki Efrin'e dönük olası saldırı planının nedenlerinden birini de bu oluşturuyor.

MGK KARARI NE ANLAMA GELİYOR?

Astana toplantılarının sonucunda Rusya, İran ve Türkiye İdlib üzerinde bir anlaşmaya vardılar. Rusya, İran ve Suriye ittifakının Deyrezor hattında biraz ilerleyebilmesi için, İdlib çevresinin bir süre suskun ve hareketsiz kalması gerekiyordu. Bunu da ancak çeteleri, insan, teknik ve lojistik bakımından destekleyen Türkiye'ye rol vererek yapabilirlerdi. Bu aynı zamanda Rusya blokunun Efrin kartıyla Kürt hareketini sıkıştırma yönelimiydi. Her gerici ve emperyalist gücün, birden fazla planı ve yönelimi var. Kendisine sınırlı bir rol verilen Türkiye ise tıpkı Cerablus'ta olduğu gibi bir "oldu bitti" yapmaya çalışıyor. İdlib'e taşıdıkları insan ve teknik oranı, anlaşmalarının çok üstünde ve bunun Rusya-İran cenahında rahatsızlık yarattığı biliniyor.

Şimdi İdlib ve Türkiye sınırındaki askeri yığınağıyla Erdoğan yönetimi, var olan sıkışmışlık durumunu kendisine nefes aldıracak şekilde değerlendirmek istiyor. Gerek geceli gündüzlü tehditler gerekse MGK'nın "Batı Halep'le Efrin yakınlarında... huzur ve güven ortamının gerçek manada sağlanması" için yürüteceği işgal saldırılarını temellendirme çabaları bu amaca bağlıdır.

Körüklenen bol şovenizm, yalan, Kürt düşmanlığı üzerinden yükselen politikayla çıkış yolu arayan AKP'nin MGK kararını uygulaması öyle düşündüğü gibi kolay olmayacaktır. Öncelikle, Türkiye Suriye topraklarında, ana aktörlerden olan emperyalist ABD'ye, Rusya'ya rağmen kendi başına hareket edemez. ABD'den böylesi bir onay aldığı görülmüyor. Rusya'nın ise Efrin'e dönük bir işgale şimdilik onay vermeyeceğini söylemek zor değil. Olası bir hava saldırısı, karadan ağır silahlarla düzenlenecek saldırıya ise göz kırpma olasılığı yüksektir. Bu da aralarındaki pazarlıklara bağlı olacaktır.

Kaldı ki, tüm bunlar tek taraflı bir politika ve sonuç ortaya çıkarmıyor. Rojava devrimi ve öncüleri de sahnede aktör olarak varlar ve Efrin hayalleri görenlerin hangi geçeklerle yüzleşeceklerini hayat kısa sürede herkese öğretecektir. Kobane hayali görenlerin Rakka ve Deyrezor'dan kaçmak zorunda kalmalarından öğrenmekle başlayabilirler mesela.

EFRİN'E SEFER OLUR ZAFER ASLA

Bu, Kürdistan özgürlük mücadelesi söz konusu olduğunda çok aşina olduğumuz bir sözdür. Sözden öte eylemsel bir duruşu da yansıtır. Sömürgeci Türk devleti Kürt düşmanlığını dört parça Kürdistan'da her dönem gösterdi. Onun iç ve dış politikasında Kürt düşmanlığı belirleyici bir yerde durdu. Kürdistan'ın Kuzey parçasında on yıllardır dağı, taşı yıkan, köyleri yakan, sayısız katliama imza atan, binlerce infazın, işkence ve tecavüzün sorumlusu bir devlet var karşımızda. Kürt düşmanlığında sömürgeci gerici devletlerle adeta yarışan Türkiye devleti sefere çıktığı her durumda suçlarına suç ekledi ama her defasında elleri boş döndü. Serekaniye'de, Kobane'de faşist çeteler eliyle yürüttüğü savaşta kaybeden aynı zamanda faşist Türk devleti oldu. Ne kuzeyde ne medya savunma alanlarında ne de Rojava Kürdistan'ında asla bir zafere imza atamadı. Sömürgeci kanlı politikalarını güçlendirdi, ırkçılığı, şovenizmi Türkiye halkları içinde şaha kaldırdı ama Kürdistan halkını yine de teslim alamadı. Kobane'de yenildi. Efrin'de de yenilmeye mahkumdur!