ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Ekim Devrimi 100. yılında

Ekim Devrimi ve Sanat- Kutsiye Bozoklar

Ekim Devrimi'nin 100. yılı dolayısıyla sosyalist aydın Kutsiye Bozoklar'ın Sovyetler'e ve devrime dair yazılarını yeniden hatırlatıyoruz. 2009 yılında hayata veda eden Bozoklar'ın yazıları hala güncelliğini koruyor.

Etkin Haber Ajansı / 02 Kasım 2017 Perşembe, 09:29

KUTSİYE BOZOKLAR*- Dostlar ki bir kere bile selâmlaşmadık / Aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz / Düşmanlar ki kanlarına susamışım / kanıma susamışlar!

Konumuz "Ekim Devrimi ve Sanat" olacaksa, biliyorsunuz Ekim'in 75. yıl dönümüdür, öncelikle neyi öne çıkarmak gerektiğini düşünüyor insan. Geçici olan içinde kalıcı hangisidir? "Ekim ve sanat" ilişkisini hangi düzlemde ele almak gerekir? Ekim'de ve Ekim öncesi sanat akımları, Rus sanatı ve daha sonra Sovyet sanatı, gelişimi entelejensiyasının iki devrim öncesi ve sonrasındaki tutumları, sanat akımları Formalizm, fütürizm, konstrütivistler ve ünlü prolet-kült akımı... Proleter kültür deyince neyi anlamalıyız, Lenin ne anlamıştı? Bolşeviklerin edebiyat ve sanat karşısındaki tavırları ne olmuştu? Tüm bunların içinden bir dergi sayfası yazı çıkarmak zorunda olduğunu bilince kişi, aslında her zaman yapılması gereken odur ya, en can alıcı başlıkları yakalamalıyım diye düşünüyor. Ve ben, böylece ele alacağım iki başlığı seçiyorum: Lenin'in proleter kültür sorununa ve "Prolet-kült" diye bilinen akıma yaklaşımı ve ünlü makalesi Parti Örgütü ve Parti Edebiyatı ile sanat konusuna yaklaşımı. Böylece Leninist sanat anlayışım ve karşı savların Ekim sonrası gelişen en önemli sanat anlayışı "Sosyalist Gerçekçilik"i anlamak olası hale gelebilecektir çünkü;

Daha sonra sıra konuyla ilgili temel düşünceleri destekleyecek verileri toplamaya gelir. Lenin'in prolet-kült konusundaki yaklaşımı ve kültür sorununa bakışı. V. İlyiç partinin kültür politikasının belirlenmesi konusuna müdahale etmesi gerektiğinde şunları yazar "Proleter Kültür Üzerine Ön Karar Tasarısı"nda:

"1) Özel fikirler değil Marksizim
2) Yeni bir proleter kültürün yaratılması değil, marksizmin dünya görüşü ve proletaryanın kendi diktatörlüğü dönemindeki hayat ve kavga koşutları açısından varolan kültürün gelenek ve başarısının geliştirilmesi".

Açıkça gökten inme ve geçmiş mirasın reddi üzerine bir "saf" proleter kültür yaratabileceğine inanmıyordu, Lenin. Onun kültür anlayışı gençlere yaptığı konuşmadaki değinmelerinden çıkarılabilir:

"Kişi insanlığın biriktirdiği bilgi hazinesini hazmetmeden de sosyalist olunabilir derseniz çok büyük bir hataya düşmüş olursunuz. Sosyalizme yol açan o bilgilerin tümünü elde etmeden, sosyalist sloganları ve sosyalist bilimin sonuçlarını yeterli bulmak hatalı olur. Marksizm, sosyalizmin insan bilgisinin tümünden ortaya çıktığını gösteren bir örnektir.

Sözgelimi proleter kültürden söz ettiğimiz zaman bunu aklımızdan çıkarmamalıyız, insanlığın bütün gelişmesinin yarattığı kültürün değişmesini bildiğimiz taktirde proleter kültürü yaratacak duruma gelebiliriz. Bunu açıkça anlamadan soruna çözüm yolları bulmak mümkün olmayacaktır. Proleter kültür ne havadan kopma bir şeydir, ne de kendine proleter kültür uzmanları süsünü verenler tarafından yaratılmıştır. Bütün bunlar saçmalıktır. Proleter kültür, insanlığın kapitalist, bürokrat, toprak ağalarından oluşan toplumun boyunduruğu altında biriktirdiği bilgi hazinesinin mantıksal gelişmesi olmak durumundadır. Bütün bu yollardan proleter kültüre gidilmiştir ve gidilecektir."

Gidilmiştir, çünkü geçmişte ulusal kültürler içinde bir demokratik ve sosyalist kültürün unsurları vardır. Gidilecektir, çünkü her sınıfın kültürü onun aydınları ve kendisi tarafından yaratılır. Ancak proletarya "kültürün unsurlarını da içine alan" diktatörlüğü döneminde bir insanlık kültürü yaratacaktır. Dolayısıyla onun yarattığı kültür bir sınıf adına ama bir sınıfsızlık kültürü olacaktır. Elbette kültür sorununa yaklaşımın farklı yönleri vardır. Zira kültür kelimesi farklı anlamlar içerir. Onu, sanatsal değerler ve anlamlar dizgesi olarak, özelde de sanat ve edebiyat anlamını vererek kullanırız. Ama onu aynı zamanda tüm bir yaşam biçimi olarak kullanırız. Sorunu yaşama biçimleri olarak ele aldığımızda Ekim'in sosyalist insan-sosyalist bir yaşam biçimi yaratma konusundaki yaklaşımı ayrı bir sorun olarak durur karşımızda. Sorunun bu can alıcı yanını ayrı tutarak "Ekim ve sanat" konusunda düşünmeye devam edersek, tüm süreçler boyunca tartışılmış olan ve tartışılmaya da devam eden Lenin'in "Parti Örgütü ve Parti Edebiyatı" adlı yazısı çıkar karşımıza. 1905 Devrimi koşullarında yazdığı bu makalede sanatta ve edebiyatta partizanlık ilkesini öne çıkarır. Edebiyatı ve sanatı kendi halinde ilgi alanları olarak görmez. Onu pratik-politik mücadelenin bir parçası olarak değerlendirir. Yeni olan, Ekim'de de yeni olan budur.

"Bugünkü edebiyatın, 'yasal' olarak yayınlananı da dahil, onda dokuzu parti edebiyatı olabilir. Parti edebiyatı da olmak zorundadır; Burjuva törenlerine kazanç sağlayan ticari burjuva basınına, burjuva edebi kariyerizme ve bireyciliğe 'aristokratik anarşizme' ve kar peşinde koşmaya karşıt yönde, sosyalist proletarya, parti edebiyatı ilkesini öne sürmeli, bu ilkeyi geliştirmeli ve elden geldiğince onu tam ve eksiksiz olarak öne çıkarmalıdır."

Açık değil mi? Devam edelim:

"Bu parti edebiyatı ilkesi nedir? Sosyalist proletarya açısından edebiyat bireyler ve topluluklar için bir zenginleştirme aracı olmalıdır diyemeyiz sadece; edebiyat proletaryanın genel davasından bağımsız, bireysel bir girişim olamaz kesinlikle. Kahrolsun partisiz yazarlar! Kahrolsun edebiyatın üstün insanları! Edebiyat, proletaryanın genel davasının bir parçası haline gelmeli, bütün proletaryanın politik olarak bilinçli bütün öncüleri tarafından harekete geçirilen o tek ve büyük sosyal-demokrat mekanizmanın ‘küçük bir çarkı ve vidası' olmalıdır. Edebiyat davası ve sanat, proletaryanın bir mücadele silahı olmalıdır."

İşte bunu açıklıkla ortaya koyan Lenin olmuştur. Kendisini mekanik bir yorumda bulunmakla suçlayabilecek olanlara "Her benzetmede bir kusur vardır" diyen Alman atasözünü anımsatıyor Lenin ve "bürokratlaşıyor" da dahil koparılan yaygaraları "Ancak bu gibi çığlıklar, burjuva aydın bireyciliğinin bir ifadesinden başka bir anlama gelmeyecektir" diye yanıtlıyor ve "edebiyatın mutlaka ister istemez Sosyal Demokrat Parti çalışmasının bir öğesi olması gerektiğini, bu çalışmanın bütün öbür öğelerine ayrılmaz bir biçimde bağlı olduğu gerçeğini" dile getirir. Ve burjuvaların bu işe şaşıracağını da ta baştan söyler. Böylece Lenin sanatın bir sınıfla bağlantısı konusunu, sanatın bir sınıfın partisiyle bağlantısı konusu haline getirir açıkça ve kararlılıkla. Sanatsal yaratıcılıkla özgürlük problemini partizanlık ilkesi etrafında ele almıştır. Her soruna olduğu gibi bu soruna da proletaryanın politikası bazında yaklaşmıştır. Lenin, Gorki'yi "İşçi hareketine sımsıkı bağlı olduğu için proleter sanatın en büyük temsilcisi" sayar. Böylece sınıf bakışını öne çıkarır her zaman olduğu gibi. Özgürlük konusundaki, sanatsal özgürlük konusundaki burjuva karşı çıkışlara verdiği yanıt benim açımdan gerçekten çok güzel ve çarpıcı, ve günümüzde kendini liberalizme, Dolar'a ve Türk Lirası'na satmalarını o ünlü demokrasi ve özgürlük çığlıklarıyla cilalayanlara da iyi bir vuruş:

"O mutlak özgürlük denen şey var ya, ya bir burjuva palavrasıdır ya da (bir dünya görüşü olarak anarşizm, tersine çevrilmiş burjuva düşüncesi olduğu için) anarşist bir palavradır? İnsan hem toplum içinde yaşayıp, hem de ondan özgür olamaz. Burjuva yazarın, sanatçının, oyuncunun, özgürlüğü; para kesesine, çürümeye, satılık olmaya gizlice (ya da ikiyüzlü biçimde gizlice) bağımlılıktan başka bir şey değildir.

İşte biz sosyalistler, bu iki yüzlülüğü açığa seriyor, sahte etiketleri söküyoruz; bunu da sınıfsız bir edebiyata ve sanata varmak için değil (çünkü böyle bir şey sınıf-dışı, sosyalist bir toplumda olabilir ancak) ama, gerçekte burjuvaziye bağlı bu iki yüzlü özgür edebiyatın karşısına, açıkça proletaryaya bağlı, gerçekten özgür bir edebiyat çıkarmak için yapıyoruz.

Bu edebiyat özgür bir edebiyat olacaktır, çünkü bu edebiyatın saflarına hep yeni güçler katacak olan şey, hırs ya da kariyerizm değil, sosyalizm fikri ve emekçilere duyulan yakınlık olacaktır. Bu edebiyat özgür olacaktır; çünkü bir takım içi geçmiş kadınlara, şişmanlamaktan yakınan, canı sıkkın ‘üst tabaka'ya değil, ülkenin gözbebeği, gücü ve geleceği olan milyonlarca, yüz milyonlarca emekçiye hizmet edecektir. Bu özgür edebiyat insanoğlunun devrimci düşüncesindeki son sözü sosyalist proletaryanın deneyi ve canlı faaliyetiyle zenginleştirecek, geçmişin deneyi ve canlı faaliyetiyle zenginleştirecek, geçmişin deneyi (ilkel, ütopik biçimlerden başlayarak gelişen sosyalizmin vardığı son aşama olan bilimsel sosyalizm) ile günümüzün deneyi (işçi yoldaşların bugünkü mücadelesi) arasında sürekli bir karşılıklı etki yaratacaktır."

Ekim devrimiyle varılan sanatsal gelişme, Lenin'in bu makalesi kavranmadan iyice anlaşılamaz. Lenin, sanatın kitlelere götürülmesi ile sanatsal yaratımı ayırmış, sanatın toplumu dönüştürücü ve kitleleri eğitici yönünü öne çıkarmıştır. Sınıfsal bakış açısıyla sanatsal yaratımın ve yaratım özgürlüğünün yönelimlerini ortaya çıkarmıştır. Ekim Devrimi'nin ürünü olan "Sosyalist Gerçekçilik"i de değerlendirirken de gerçekliğe ve sanata içerilen bu sınıfsal bakış biçimini göz önüne almalıyız...

Tam noktayı koyup yeni bir paragrafa başlarken, bir telefon sesi geliyor uzaklardan, vakit gece yarısıdır. Koşuyorsunuz, sıcak bir dost eli tutacak yüreğinizi. Sonra sessizlikte yankılanan havada asılı atılmamış bir ölüm çığlığı... Ölüm, devrimci ölümü... Kimdi, nasıldı, nasıl kopuvermişti dalından? Hüzünlü müydü, coşkulu mu, atak mı?... Delikanlı baharlarda gitmelere nasıl karşı koyacaktı bir ana yüreği. Taşlarda başka sözcükler dizilmeye başladı elimde değildi. Kimdiler, nasıl da atıyordu kardeş yürekleri, bir dayanışmanın bitimsiz sevinciyle mi? Geride kimler kalmıştı, bir sevdicekleri var mıydı? Tutkulu sevdaların kokusu onları hiç sarmış mıydı? "Sanatın esin perisi ile ne yapayım şimdi ben" demek geldi içimden, git başımdan şimdi asi hüzünlenmeler!!! "Nefret var işte bu yeter umutlanmaya" demiş bencileyin ozanın birisi. Yeter mi ki?...

Yetmez! Ama bu altıların türküsüdür tükenmez...

*Yazı, Ceylan Yayınları'ndan çıkan Kutsiye Bozoklar Toplu Eserler serisinin "Yaşama Dair" isimli kitabından alınmıştır.