ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Büyük savaş ve Rakka'nın geleceği - Çınar Adalı

DAİŞ daha çok kent dışındaki savunma hatlarında savaşı sürdürme taktiğini uyguluyor. DSG ya da YPG'nin ilerleyişini durdurmak için de savunma hatlarında mayın, bombalı araç ve suikast taktiğine ağırlık veriyor.

Etkin Haber Ajansı / 14 Haziran 2017 Çarşamba, 09:30

ÇINAR ADALI- Demokratik Suriye Güçleri'nin (DSG) 5 Kasım 2016 tarihinde başlattığı Rakka operasyonunda sona doğru gelindi. İki koldan kentin kuzeyindeki köyleri temizleyen Rojava güçleri, şimdi de kent merkezine doğru mahalleleri özgürleştirerek ilerliyor.

Rakka'nın tamamen faşist dinci DAİŞ çetelerinden temizlenmesi öncesinde Saray medyasında kara propaganda yine arttı. Bu propagandanın nedenleri çok net ortada. Birincisi, çok istemelerine ve tehditler savurmalarına rağmen operasyonun dışında kaldılar. İkincisi, üzerine büyük planlar ve yatırımlar yaptıkları DAİŞ çeteleri kaybetti. AKP/Saray iktidarı Rojava ve Suriye politikasında köşeye sıkıştı, bu nedenle YPG'nin DAİŞ ile işbirliği yaptığı için kentin hızla temizlendiğini söyleyecek kadar şaşırmış durumda. Üçüncüsü, Suriye savaşı boyunca DAİŞ ve El Nusra başta olmak üzere cihatçı çetelere verdikleri destekle işledikleri insanlık suçlarının üzerini kapatmak istiyorlar.

Rakka neden önemli?

Rakka, Suriye'nin altıncı büyük kentiydi. 2004 nüfus sayımına göre kent nüfusu 220 bindi. Ancak savaş ile birlikte başlayan göçler kent nüfusunu kısa sürede dört katına çıkardı. Kentin DAİŞ tarafından işgal edilmesiyle nüfus yeniden azaldı. İşgal öncesinde kentte Arap, Hristiyan ve Kürtler bir arada yaşıyordu.

2014 yılının 14 Ocak'ından bu yana işgal altında olan Rakka, DAİŞ'in Suriye'deki "hilafet başkenti"ydi. Irak sınırına yakın olan kent, bir çok yolun kesiştiği bir nokta. Özellikle Avrupa'dan gelen militanların, Türkiye sınırından geçerek eğitim aldığı bir merkez. Askeri öneminin yanı sıra, çetelerin aileleri ile birlikte “İslami kurallara” göre yaşadığı bir kent. Başka bir ifadeyle DAİŞ'in ideolojik merkezi. Buna bir de ekonomik önemini eklemek gerek. Enerji kaynaklarına sahip ve DAİŞ'in sattığı petrolün bir bölümü de Rakka'dan çıkartılıyor.

Ortadoğulu kadınlar bakımından özel bir anlamı daha var. Rakka binlerce kadının hayatının bir yerinde duruyor. DAİŞ'in Şengal'den kaçırdığı Êzîdî kadınları, Rakka'daki zindanlara attığı, kent meydanında sattığı biliniyor. DAİŞ tarafından kaçırılan Êzîdî kadınlardan yolu Rakka'ya düşmeyen yok gibi. Bu nedenle Rakka'nın özgürleştirilmesi operasyonu kadın özgürlük mücadelesi bakımından da bir anlama sahip. Kent tamamen bu çetelerden kurtarıldığında belki de akıbeti kesin olarak bilinmeyen ancak tahmin edilen 3 bin Êzîdî kadına ilişkin bilgi alınabilecek.

Gelelim AKP/Saray iktidarının uydurduğu “YPG DAİŞ ile işbirliği yapıyor” hikayesine. Operasyon 8 aydır, can kayıpları ile sürüyor. Türkiye'den giderek savaşa katılan devrimcilerden de hayatını kaybedenler oldu; Ayşe Deniz Karacagil, Ulaş Bayraktaroğlu, İbrahim Tufan Eroğluer gibi. Çetelerden temizlenen köylerde binlerce insan özgürlüğüne kavuştu. Bu yerlerde sivil yerel meclisler oluşturulmaya başlandı.

Şimdi sıra Rakka'nın merkezine geldi. Demokratik Suriye Güçleri gerçekten hızlı ilerliyor. Bunun nedenini uzun yıllar Ortadoğu'da çatışma ve savaş bölgelerinde gazetecilik yapan Sinan Cudi, Özgür Politika'daki son yazısında çok iyi anlatıyor. Bu yazıdan aktarırsak, DAİŞ'in bugüne kadarki pratiklerine bakılırsa, askeri savaş taktiği olarak kent savaşı sürdürmeyi pek tercih etmiyor. Kobanê, Minbic ve Tabka'daki çatışmaları dışında DAİŞ diğer çatışmalarda kent içinde kısa süre savaştıktan sonra çekilmek zorunda kaldı. Daha çok kent dışındaki savunma hatlarında savaşı sürdürme taktiğini uyguluyor. DSG ya da YPG'nin ilerleyişini durdurmak için de savunma hatlarında mayın, bombalı araç ve suikast taktiğine ağırlık veriyor.

DAİŞ'in savaş taktiğinin dışında DSG'nin teknik olarak da güçlenen savaş kapasitesi önemli. Daha önceki hamlelerde DSG içindeki Arap bileşenlere verilen teknik destek şimdi YPG'ye de veriliyor. Savaş yeteneği gelişkin olan YPG/YPJ'nin teknik olarak gelişmesinin sonucu da Rakka hamlesinin hızlı ilerlemesi oluyor. AKP/Saray iktidarının günlerdir neden YPG'ye verilen silahları dert ettiğini, Rakka operasyonuna bakarak da anlamak mümkün. Zırhlı araçlar, DAİŞ'in sınır hatlarında uyguladığı mayın engelini boşa çıkartıyor. DAİŞ, bombalı araçlarla ya da küçük birimlerle saldırı gerçekleştirdiği durumda erken uyarı sistemleri ve hedefleri uzaktan imha etmeye yarayan silahlar devreye giriyor.

DAİŞ'in Rojava güçleri karşısında kaybettikleri arasında komuta gücü de var. Bu nedenle son kalan komuta gücünü de Rakka'da heba etmek istememesini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Rakka DAİŞ'in işgalinden kurtulduktan sonra ne olacak?

Ortadoğu söz konusu olduğunda bu soruya somut bir yanıt vermek zor. Bugün bakımından en somut gerçek şu; Suriye ve Ortadoğu'da savaşan aktörlerin bir kısmının savaşın doğal akışı içinde devre dışı kalması ve tablonun sadeleşmesi DAİŞ'in Suriye ve Irak'ta savaşı yürütemeyecek hale gelmesine yol açıyor. Tamamen ortadan kaldırılmasa bile bir tehdit olmaktan çıkıyor. Ancak bu durum, Ortadoğu'da savaşın sona ereceği anlamına gelmiyor. Emperyalistlerin ve bölgesel gericiliğin Katar operasyonunun asıl amacının İran'ın hedefe oturtulması olduğu biliniyor. Son zamanlarda İran'da yaşanan bombalı saldırılarla birlikte düşünüldüğünde paylaşım savaşının yönünün bu kez İran'a çevrilmesi mümkün görünüyor. Bu savaşın doğrudan bir müdahale mi yoksa etnik ve mezhepsel vb. çelişkilerin kışkırtılması yoluyla mı olacağını zaman gösterecek. Tabi bu emperyalistlerin ve bölgesel işbirlikçilerinin muradı. Bir de halkların iradesi var. Bölgenin ve dünyanın egemen sisteminin yarattığı yıkım ve çatışmalar silsilesi devrimci arayış ve atılımlarında yolunu açıyor. Rojava gibi.

Rojava bakımından ise temel gündem, federasyonun inşası ve inşa problemlerine yönelmek olacak. Ancak siyasi inşa yine de tehdit altında olmaktan kurtulmayacak. Çünkü bir bütün olarak demokratikleşmeyen bir Suriye'de, iktidarın şoven Baas'çı politikaları uygulamaya devam etmesi şüphesiz ki yeni çatışmaların zeminini oluşturacaktır. Bu durumda, Rojava'da inşa, savaş ekonomisinin gölgesinde devam etmek durumunda kalacak.