ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Pusu sessizliği - Efe Dağlı

İktidar partisi ilk kez işinin çok zor olduğunu kabul ediyor. Şurası açık, AKP güç temerküzünün zirvesini görmüştür ve bir süreden beri gerilemektedir. 15 Temmuz, sanılanın aksine AKP'ye geçici bir güç temerküzü sağladı ancak onu çok kısa sürede harcadılar... Bugünden bakıldığında, 16 Nisan'da Türkiye sathında "Hayır"ın kazanması ihtimali güçlü. Ancak Kürdistan'da "Hayır"ın çıkması kesindir. Önemli olan bu oranları azami seviyeye çıkarmak...

Etkin Haber Ajansı / 04 Mart 2017 Cumartesi, 08:17

EFE DAĞLI- İktidar partisi ilk kez işinin çok zor olduğunu kabul ediyor. Yalnızlıklarının farkındalar. Kızıp köpürmenin toplumsal tepki doğurduğunun da. Başkanlık sistemini kendi nefisleri için istedikleri algısı yaygın ve yerleşik bir algı. Bir ara dillerine pelesenk ettikleri ifadeyle "hard power"a değil "soft power"a yükleniyorlar. İkincisi, bir yandan legal şiddet araçları olan polisin ve adliyenin çalıştırılması ve diğer yandan kararname mekanizmasıyla toplumu dizayn etme eksenlidir.

SP'yi şimdilik kampanya yapmamaya ikna ettikleri anlaşılıyor. Bunu sağlamaya çalışırken muhtemelen bir Sıffın Savaşı retoriği kullanıyorlardır. Ne var ki onlar oradaki Ali'yi değil Muaviye'yi ve MHP de onların Amr İbnül As'ını temsil ediyor. Bir Müslümanın Kurt işareti yapmasının ne manaya geldiği üzerine bütün bir tarihleri boyunca söz üretenlerin bugün o işareti yapmaya mecbur kalmaları acziyetin sanılandan derin olduğunu gösterir.

Yeni yaşam alternatifiyle ortaya çıkan ve milyonların adresine dönüşen HPD'ye reva görülenler yeni bir durumla yüz yüze olduğumuza işaret ediyor. Bir konsept olduğu anlaşılan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ve bazı isimlerin vekilliklerinin düşürülmesi adımının esas olarak mevcut diri çizgiyi yoğun bir taarruzla tasfiye amacı taşıdığı netlikle söylenebilir. Kapatma yerine kimi isimleri tasfiye, geriye kalanları tasfiyeye razı ederek siyaseten çürütme ve böylelikle bir Ankara partisi yaratma planı uç vermiştir. Bundan sonraki tüm hamleler bunu da kapsayan uygulamalarla çerçevelenecektir.

Otoriter despotluk fena halde bir askeri darbe korkusu da yaşıyor. Bir gazete manşetinden hareketle panik korosu gibi çalışmaları ve endişelerini ele veren ifadeler giriştikleri bütün tasfiyelere karşın muktedir olamadıklarının işareti. Toplumsal rızaya dayanmayan adımlar ve uygulamalar, kanun gücünün kötüye kullanımı kapsamındaki düzenlemeler ve parti devleti görünümü ilk tökezlemeyle beraber alaşağı edilecekleri korkusunu körüklüyor. Şurası açık, AKP güç temerküzünün zirvesini görmüştür ve bir süreden beri gerilemektedir. 15 Temmuz, sanılanın aksine AKP'ye geçici bir güç temerküzü sağladı ancak onu çok kısa sürede harcadılar. Şimdi o kadar yalnızlar ki Erbakan'ın ölüm yıldönümünde dahi isimlerinden bahsedilmiyor.

Besleyip büyüttükten sonra yüzüstü bıraktıkları DAİŞ'in intikam saldırılarından korktukları da kestirilebilir. Dış politika, artık iyice gülünçleşen Yunanistan'a günlük ve haftalık olarak laf yetiştirmekten ibaret. Diş geçirebilecek tek düşman Yunanistan.

Sen Emevi Camii'nde namazdan bahset, yeni Osmanlıcı hayallerini anlat sonra dön dolaş Yunan düşmanlığına demirle. Pek trajik ve aynı zaman da pek gülünç.

Diğer hedefleri malum. Rojava'nın resmi statü kazanmasını engellemek. Yaygaraya bakılırsa ABD'ye Rakka için bir dolu plan sunmuşlar, tümü YPG'yi dışlıyormuş ve kabul edilecekmiş. Güzel, diyelim ki kabul edildi: Anadolu insanının ne işi var Rakka'da ve ne için ölecekler?

Buna Suriyeli Arapların yanıtı var. Ülkelerinin bir kısmında yuvalanan faşist bir örgütün konjonktürel merkezini dağıtmak bir doğal görev. Kürtlerin yanıtı da var. Tarihsel analoji olsun: Rojava Paris komünü ve Rakka Versay'dır. Versay yıkılmadan Paris komünü büyük bir tehditten kurtulamaz. Dolayısıyla Rakka'nın DAİŞ'ten alınması onlar için Araplarla dayanışma ve aynı zamanda enternasyonal görev. Rojava'yı kendi devrimleri olarak gören ve orada bulunan Türkiyeli devrimciler içinse bunların yanı sıra ve aynı zamanda Türkiye siyasi sınırları içinde kan döken faşist bir organizasyona karşı adaleti tahakkuk ettirme biçimlerinden biri.

Kısacası otoriter despotluk dışında herkesin bir yanıtı var. Asker kanı üzerinden ABD'yle pazarlık yapmaya girişenler halkı nasıl ikna edecekler? Tehdit algısını yöneterek. Bunun yolu Rojava'nın tehdit olduğu yalanını yaymak. Son dönemde Kürt direniş hareketinin steril şiddet eylemlerinin ardından Rojava'yı hedef göstermeleri ve bunun her seferinde boş çıkması o amacın diri tutulduğuna işaret.

Tam da burada köpük saça saça bağıran zevatın işkenceyi alenen meşrulaştıran açıklamalarıyla Nusaybin’e bağlı Xerabê Bava köyünde olup bitenlere dair karartma uygulamaları özgürlük hareketinin sinirleriyle oynama adımlarındandır. Buna daha önce işaret etmiştik. Yaygınlaşarak sürdürüleceği ortada.

Unutmamak gerek. 16 Nisan Kürtler için aynı zamanda ikinci bir referandum. İki yıl boyunca taş üstünde taş bırakmayan otoriter despotluğun en büyük iddiası Kürtlerin siyasal taleplerinden vazgeçtiği, HDP'den daha doğrusu özgürlük hareketinden uzaklaştığıydı. Bu mantığa göre şehirlerinin üzeri ölüm dumanıyla kaplanan Kürtlerin teşekkür etmek için 16 Nisan'da "Evet" demesi gerekiyor. Durumun vahametini anladıklarından olacak, şimdi Kürdistan'da radikal bir boykot yapılması için çalışıyorlar. Tabi ki blok haldeki boykot da belirli zamanlar için çok önemlidir, ancak bunların derdi başka. Sandığa gitmeyen her Kürt onların nazarında muteber olacak, çünkü bunu dolaylı "Evet" sayacaklar.

Otoriter despotluk Kürdistan şehirlerini zulmün ve ölümün rengine boyadı. Dolayısıyla referandum sonucundan bağımsız olarak 16 Nisan akşamında o şehirlerin hangi renge işaret edeceği aynı zamanda Kürtlerin ne düşündüğünün de özü özeti olacaktır.

Bugünden bakıldığında, 16 Nisan'da Türkiye sathında "Hayır"ın kazanması ihtimali güçlü. İstanbul'un mahallerine ve Orta Anadolu şehirlerine gidip kapı kapı çalışanların tayin edici etkisi olacaktır. Ancak Kürdistan'da "Hayır"ın çıkması kesindir. Önemli olan bu oranları azami seviyeye çıkarmak ve özgürlük mücadelesi veren Kürt halkının otoriter despotluğu külliyen reddettiğini dünya aleme göstermek. Kürtler ne diyeceklerini şimdiden açıkça ortaya koyuyor. Mesele yine Batı'da düğümleniyor. Bu kez olsun Batı geride kalmamalı.