ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Gezi'deki dayanışma tedavi etti

Biber gazının şiddet ve işkence yöntemi olduğunu belirten TODAP üyesi psikolog Deniz Ülkü, "Gezi'de ortaya çıkan dayanışmanın, şiddetin olumsuz etkilerini büyük oranda tedavi edici etkisi oldu" dedi.

Etkin Haber Ajansı / 16 Nisan 2014 Çarşamba, 11:37

İSTANBUL (İsminaz Ergün)- Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği'nden TODAP üyesi psikolog Deniz Ülkü, Gezi isyanı ve ardından yaşanan eylemlerde ayyuka çıkan polis şiddeti ve gaz bombasının toplum psikolojisi üzerinde yarattığı etkileri değerlendirdi.

ETHA'ya konuşan Ülkü, biber gazının, polisin kullandığı şiddet araçlarından olduğunu belirterek, "Polis şiddetinin fiziksel, psikolojik etkileri olduğunu biliyoruz" dedi.

Biber gazının sadece basit bir gazmış ve topluluğu dağıtmak için kullanılıyormuş gibi gösterildiğini kaydeden Ülkü, bu nedenle biber gazının ateşli silahlardan ayrı bir yerde görüldüğünün altını çizdi. Ülkü, "Devlet nezdinde böyle ama toplum nezdinde de bu durumda. Burada yapmaya çalıştığımız, biber gazının da bir şiddet ve işkence yöntemi olduğunu, hem psikolojik hem fiziksel etkileri açısından tıpkı diğer şiddet yöntemleri gibi etkili olduğunu ortaya koymak. Bunun sadece topluluğu dağıtan bir gazdan ibaret olmadığını, aslında şiddetin bir aracı olduğunu göstermek" dedi.

'BİBER GAZI STRES BOZUKLUĞUNA NEDEN OLUYOR'

Bu konuda henüz kapsamlı bir araştırma yapılmadığını kaydeden Ülkü, TİHV'in başvurular üzerinden yaptığı araştırmaya göre, şiddete maruz kalan başvurucuların yüzde 43'ünde akut stres bozukluğu, yüzde 23'ünde travma sonrası stres bozukluğu görüldüğünü kaydetti. Ülkü, şunları söyledi: "Akut stres bozukluğu, daha kısa süreli etkilidir. Bu daha uzun sürdüğünde travma sonrası stres bozukluğuna dönüşür. Yüzde 25'e yakın kalıcı psikolojik durum olduğunu ortaya koyan bir veri bu. Travmanın semptomları (belirtileri) ise kabuslar görmek, yaşanan olaya dair istemsiz anılar görmek, olayı hatırlatan yerlerden kaçınmak, aşırı uyarılmış halde olmak, ani seslerde hemen irkilmek gibi çeşitlendirilebilir. Bu belirtiler, Gezi'den sonra başvuru yapanların 4'de birinde çıkmış durumda. Tabii bunların ne kadarının biber gazı ne kadarının diğer şiddet türleriyle ilgili olduğunu bilemiyoruz."

Ülkü, sadece Bahreyn'de biber gazına ilişkin kapsamlı bir araştırma yapıldığını belirterek, araştırmanın, biber gazının başlı başına bu semptomlarla ilişkili olduğunu söyledi.

'DAYANIŞMA PSİKOLOJİK ETKİLERİ AZALTIYOR'

Travmayı, "İnsanın hayata ve kendine dair temel güven duygusunun sarsılması" olarak tanımlayan Ülkü, şöyle devam etti: "Gerçekten biber gazı, özellikle kalabalık bir yerde maruz kalındığında, insana kaçamayacağını ve nefesi tıkanarak öleceğini düşündürebilir. Böyle anlar dehşet ve çaresizlik duygularına sebep olabilir. Bu anları, şok edici bir deneyim olması sebebiyle, kişinin kendi zihninde ve iç dünyasında bir yere oturtamaması oldukça olası. Böyle olunca da kişinin kaygısı devam edebiliyor, anlamsızlık duygusuna kapılabiliyor, o anı farklı şekillerde yeniden yaşıyor ve hayatının gündelik akışı sekteye uğramaya devam ediyor. Bu tür durumlarla karşılaşıldığında hazır olmak çok önemlidir. Depreme ya da polis şiddetine hazırlıklı olmak, travmaya karşı koruyucu bir görev görür. Çünkü ani şok duygusunu ve güven duygusundaki kırılmayı bir nebze olsun azaltabilir. Aynı zamanda örgütlü olmak, hem kişiyi polis şiddetine karşı hazırlıklı kıldığı hem de yaşadıklarını anlamlandırabileceği politik bir çerçeve sunduğu için bu tür olayların kalıcı etkilerini azaltabiliyor. Aslında Gezi'deki dayanışma ruhunun ve insanlar arasında kurulan karşılıklı güvenin şiddetin etkisini azalttığını söyleyebiliriz.

GEZİ'DEKİ TOPLUMSAL TRAVMA DEĞİL TOPLUMSAL DİRENİŞ OLDU

Gezi'de bir toplumsal travma yaşanmadı. Örneğin Nazan Üstündağ, 'Kürtlerin bireysel olarak yaşadıkları olaylardan kaynaklı travmaları olabileceğini, ama Kürt hareketinin etkinliğinin, Kürt toplumu travmatize bir toplumdur demekten bizi alıkoyduğunu' söyler. Çünkü devam eden bir hareketi, etkinliği ve mücadelesi vardır. Bireylerin travması olabilir ama toplumun Gezi sürecinde hareketli olması, umutlu olması, sokakta olması, ortak anlam dünyası buna 'toplumsal travma' demekten bizi alıkoyar. Toplumsal bir direniş bu. Polis şiddetinin direnişe katılanlar üzerinde çok daha geniş travmatik etkileri olabilirdi, ama ortaya çıkan dayanışma bunu aza indirdi."

Polis şiddetine maruz kalanlar için kurulan destek mekanizmalarına başvuruların az olduğunu söyleyen Ülkü, bunun nedenini "dayanışmanın tedavi edici, şiddete karşı güçlendirici etkisi"ne bağladı.

POLİS ŞİDDETİ MEŞRU DEĞİL

Her zaman çok sert bir şekilde uygulanan polis şiddetinin, Gezi isyanıyla birlikte genişlediğine işaret eden Ülkü, şöyle devam etti: "Şiddeti meşrulaştırmanın çeşitli yolları vardır. Kitleyi bölmek bunlardan biridir ve maalesef buna bazen farkında olmadan biz de katılabiliyoruz. Mesela Berkin için söylenen 'ekmek almaya gidiyordu' açıklaması, bizi çok düşündüren bir şey oldu. Eyleme gitmiş olsa sanki bu bir derece kabul edilebilirdi ama ekmek almaya gittiği için ve bu "masum"luğunu gösterdiği için kabul edilemez. Bu tür söylemler ekmeği hak kılarken, eylemi hak olmaktan, meşru bir hareket olmaktan çıkarıyor. Eylemde giden çocukların veya yetişkinlerin marjinalize edilmesine, kayıplarına daha az tepki verilmesine yol açıyor. Fakat bu süreçte bu tür bölmelerin etkisi de azaldı. Çünkü, sürekli şiddete maruz kalan sol kesimin dışında kalan yeni politize olan kitle de şiddete maruz kaldı ve aslında o bölmenin doğru olmadığını gördü."

'BİBER GAZI ATEŞLİ SİLAH GİBİ KULLANILIYOR'

"Biber gazının diğer silahlardan ayrı olarak travmatik etki yaratmada kendine has bir yeri var" diyen Ülkü, polisin, meşrulaştırılması daha zor olan ateşli silahların yerine, daha meşru görünen biber gazını kullandığını söyledi. Ülkü, "Biber gazı da ateşli silah gibi kullanılıyor. O da psikolojik olarak ağır ve kalıcı bir etki yaratıyor. Bu nedenle biber gazının da yasaklanması gereken bir silah olduğunu düşünüyoruz" dedi.