ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Soykırımdan geriye kalan sözler

Ermeni Soykırımı'nda öldürülen aydınlardan geriye kalan sözler: "Ve unutulmuşluk da günbegün artar", "Ruhum pastalden kır resmidir", "Derinliğinde rüyalar uyuyan berrak gözlerin"...

Etkin Haber Ajansı / 23 Nisan 2012 Pazartesi, 13:33

İSTANBUL- Siamanto, Çibukkaryan, Sevag, Paylag... 97 yıl önce gece yarısı İstanbul'daki evlerinden alınarak Ayaş ve Çankırı'ya sürgüne gönderildiler. Onlardan geriye, "aşk, hüzün, ölüm, vatan" kokan sözler kaldı.

24 Nisan 1915 gecesi, İçişleri Bakanı Mehmet Talat Bey'in verdiği talimatla İstanbul'da 220 Ermeni aydın evlerinden gözaltına alındı. Ermeni Soykırımı'nın başlangıcı olarak kabul edilen operasyonu yürüten ise dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Bedri Bey'di.

Gözaltına alınanlar Sultanahmet'teki şimdi Türk-İslam Eserleri Müzesi olan Merkez Cezaevi'ne götürüldü. Cezaevinden Şirket-i Hayriye'nin 67 No'lu vapuru ile Haydarpaşa Tren İstasyonu'na götürüldüler. 10 saat kadar Haydarpaşa'da bekletildikten sonra özel bir trenle Ankara'ya doğru yola çıkarıldılar. Trende 220 kişi vardı.

20 saatlik bir yolculuğun ardından gözaltındaki Ermeni aydınlar, Ankara yakınlarındaki Sincanköy'de trenden indirildiler. İstanbul Merkez Cezaevi Müdürü İbrahim Bey, onları iki gruba ayırdı. At arabalarıyla bir grubu Çankırı'ya, diğer grubu Ayaş'a sevk ettiler. 220 kişiden 139'u bir mezar taşları bile olmadan yok olup gittiler.

Atom Yarcanyan (Siamanto), Taniel Varujen Çibukkaryan, R. Sevag ve Jak Sayabalyan (Paylag), katledilen Ermeni edebiyatçılardan 4'ü. Onlardan geride sözün anlamı ve gücü kaldı.

Ermeni Edebiyatı'nda "sembolik şiirin en usta şairi olarak anılan" SİAMANTO (Atom Yarcanyan):

Ruhum günbatımının ölümünü dinler.
Eziyetin uzak toprağında diz çökmüş,
Ruhum günbatımını ve toprağını yaralarını emer...
Ve hisseder içinde gözyaşının yağmur olup boşalmasını...

Ve parçalanmış hayatların bütün yıldızları
Bozulmuş gözlere ne kadar benzer,
Bu akşam kalbimin havuzlarında
Umutsuz bekleyişle onlar söner...

Ve bütün ölmüşlerin hayaletleri bu gece
Gözlerim ve ruhumla birlikte şafağı bekler...
Hayatlarındaki susamışlık giderilsin diye
Belki de gökten üzerlerine, bir damla ışık düşer.

Aşk ve vatan şairi olarak bilinen Taniel Varujen Çibukkaryan:

Bir güz çiçeğiyim, gözyaşı çiçeği
Işık huzmelerini, sevgiyle bekleyerek,
Karanlık bir uçurum kenarında, kuruyorum,
Sessiz, hissedilmeden, kayıtsız.

Yüreğimde, öksüzlüğün sızlayan acısı,
Eski güzelliğimi, yokluklar paraladı.
Ve bu yaşıma kadar hala gerekli okşayışları...
Tadamadım, aşkım sevgiye nail olmadı.

Dumanlı, isli ve titreyen yatağımda,
Beni mahrum bıraktılar yardımdan, tek başıma
Ah! Hakareti evimin eşiğinde yazdılar
Ve unutulmuşluk da, günbegün artar.

Bakırköy'de askeri doktorluk yaparken Çankırı'ya sürgün edilen R. Sevag (Dr. Rupen Çilingiryan):

Ruhum pastelden bir kır resmidir
Orada göze hitap eden bir şey yok, ne de parlaklık,
Orada her şey sis içinde eriyor.

Issız, mavi bir dağın doruğunda,
İmanımın köhne, harab kubbesi,
Şüphenin uçurumundan aşağıya bakıyor.

Tepeye doğru, tepeye doğru, hayatımın
Ekilmemiş yolu tek başına gidiyor
Ruhum pastelden bir kır resmidir.

Ekilmemiş yolun kenarından aşağıya doğru, şaşkın,
Tapınaklanımın, günahlarımın ve yaralarımın
Ölüm anıtları duruyor, taştan

Yoktur, koru, dere ve tarlaların
Yarıklarında, ne leylak ne de markiz çiçeği
Kalbimin hemşiresi kıza sunmak için.

Unutulmuş, uzaklarda, üstünde bir avuç suyun
Gözden uzak, üzerinde kayıyor, sazların
Güzel yaban kuğusu, rüyalarımın.

Ve tüm bunlar, titreyip eriyor,
Bir sis belirsizliği içinde.
Ağlayan bu yüzün tapılası bir gölgesi var.

Ruhum pastelden cılız bir resimdir."

Ermenice gazete ve dergilerde yazan Jak Sayabalyan (Paylag):

Ben gökyüzü renkli ve altın çerçeveli gözlerini severim,
Lacivert ışıltısıyla beraber,
Derinliğinde rüyalar uyuyan berrak gözlerin,
Dalgalar gibi heyecanlı.

Not: Haberin hazırlanmasında Belge Yayınları'ndan çıkan "11 Nisan Anıtı" adlı kitap kaynak olarak kullanılmıştır.