ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Roboski Katliamı için UCM'ye başvuru

BDP, 34 sivilin TSK'nın bombardımanında yaşamını yitirdiği Roboski Katliamı'nı Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taşıdı. BDP, Roma Statüsü'nün "toplu sivil katliam" ve "insancıl hukuk kurallarını" düzenleyen maddelerinin ihlal edildiğini belirtti.

Etkin Haber Ajansı / 27 Ocak 2012 Cuma, 11:44

ANKARA- BDP Eş Genel Başkanları Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş, 28 Aralık 2011 tarihinde yaşanan Roboski Katliamı'nın soruşturulması talebiyle Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne başvurdu.

Kışanak ve Demirtaş, UCM Savcısı José Luis Moreno Ocampo'ya gönderdiği dilekçede, 34 köylünün hayatını kaybetmesine neden olan katliam ile ilgili soruşturma başlatılmasını istedi. Kışanak ve Demirtaş, "İnsanlığın en kadim dönemlerinden bugüne mücadelesini verdiği, ulaşma hayalinin ve çabasının halen çok diri ve güncel olduğu 'adalet'in gerçekleşmesini görmek istediklerini" dile getirdi.

'HÜKÜMET FAİLLERİ YARGILAMAZ'

BDP'nin tanıtıldığı dilekçede, katliamın yaşandığı bölgede kurban yakınlarının tamamına yakınının parti seçmeni olduğu belirtildi. Dilekçede, "Yaşadığımız ülkede ve coğrafyada devletlerin sebep olduğu kıyım ve katliamlar, vatandaşlar için ancak uluslararası mekanizmaların bir hukuksal güvence olduğu gerçeği ile bizleri yüz yüze bırakmaktadır" denildi. Hükümetin katliamın faillerini ortaya çıkarıp yargılanmalarını sağlayacak iradeyi taşımadığını belirten BDP Eş Genel Başkanları, "Türkiye'de yaşayan Kürt halk gerçeğini inkar eden ve görmezden gelen devlet mekanizması, anayasa ve yasalar bağlamında da; Kürt kimliğinin tanınması, sosyal, ekonomik, kültürel haklarının gerçekleştirilmesi açsından en temel insan haklarının ağır şekilde sürekli ihlal etmektedir" dedi.

CENEVRE SÖZLEŞMESİ SÜREKLİ İHLAL EDİLİYOR

Kışanak ve Demirtaş, devletin bu politikası nedeniyle son 30 yıldır süregelen çatışma döneminde "insancıl hukuk" kurallarının uygulanmadığını belirtti.

Türkiye'nin, Cenevre Sözleşmesi kurallarını sürekli ihlal ettiğine dikkat çeken Kışanak ve Demirtaş, "Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlali; çatışma dönemlerinde sivil kayıpları, yargısız infazlar, zorla kaybettirmeler, faili meçhul cinayetler, haksız tutuklamalar, zorla köy boşaltmalara şeklinde gerçekleşmiştir. Süregiden çatışma döneminde Kürtlere yönelik insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarının sürekli olarak işlenmesi olağan hale getirilmiştir" dedi. "İnsanlığa karşı suçlar ve savaş suçları"nın soruşturulmadığı da kaydedildi.

SİVİL KATLİAMLARDAN CEZA ALAN OLMADI

Hükümetin bugüne kadar sorumlu olduğu olaylarda, kendisini zor durumda bırakacak soruşturma ve kovuşturmaların yapılmasını adli işlemleri sürüncemede bırakarak, yargı makamlarından bilgi ve belgeleri gizleyerek engellediğini belirten Kışanak ve Demirtaş, "Benzer sivilleri hedef alan katliamlar ile ilgili ulusal yargı makamları herhangi bir kamu görevlisi yargılanmadığı gibi bir soruşturma dahi açılmamıştır" dedi.

Olayın anlatıldığı dilekçede, bölgede inceleme yapan insan hakları örgütleri, gözlemciler ve gazetecilerin aktardığı bilgilere yer verildi. Dilekçede, öldürülen ve yaralananların tamamının sivil olduğu, gruba "dur" uyarısı yapılmadığı, ölümlerin hava bombardımanından kaynaklandığı, askerlerin bölgedeki sınır ticaretinden haberdar oldukları, bombardıman sonrasında hiçbir resmi kurumun, cesetlerin bölgeden alınması için girişimde bulunmadığı, cesetlerin köylüler tarafından katırlarla taşındığı, bombardımandan ağır yaralı olarak kurtulanlara müdahale edilmediği için kan kaybı ya da soğuktan yaşamını yitirdi, kanıtların otopsi sonrasında tutanaklara alınmadığı, bu nedenle kanıtların ortadan kaldırılmış olma ihtimali anlatıldı.

BOMBARDIMAN SINIR ÖTESİ OPERASYON TEZKERESİNE DAYANIYOR

Dilekçede, bombardımanın sınır ötesi operasyon tezkeresine dayandığı da belirtildi.

Hava bombardımanın iç silahlı çatışma kapsamında yapılan bir operasyon sırasında meydana geldiğine dikkat çekilen dilekçede, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kuruluş belgesi olan Roma Statüsü'nün 8. maddesinde düzenlenen "mevcut uluslararası hukuk çerçevesinde, uluslararası karakterde olmayan ancak silahlı çatışmalarda uygulanabilir hukukun ve teamüllerin diğer ciddi ihlallerinden birini oluşturan çarpışmalarda doğrudan yer almayan sivillere karşı veya bir sivil nüfusa karşı kasten saldırı düzenlenmesi" suçu işlendiği belirtildi.

Ayrıca Statünün 8, Cenevre Sözleşmesi'nin 3. maddesinde yer alan "insancıl hukuk" kurallarının çiğnendiği kaydedilen dilekçede, "sivil bir nüfusa karşı kasten saldırı sonucu toplu sivil katliamı yaşandığı" gerekçesiyle Roma Statüsü'nün 7. Maddesinin de ihlal edildiği ifade edildi.

CEZASIZLIK POLİTİKASI ÇOK GÜÇLÜ

Kışanak ve Demirtaş, katliamla ilgili UCM Statüsüne göre soruşturma başlatılması gerektiğini belirterek, "Olay ile ilgili ulusal mekanizmalar düzeyinde sorumluların ve faillerin açığa çıkarılarak yargılanması temel amacımız ve kaygımız olmakla birlikte yaşadığımız ülkede sivil kayıpları ve toplu ölümler bakımından yargı ve hükümet uygulamaları 'cezasızlık' politikasının halen çok güçlü bir şekilde uygulandığını göstermektedir" dedi.

Dilekçede, soruşturmayı yürüten savcılığın, olayın üzerinden 25 gün geçmesine rağmen ölenlerin yakınlarının ifadelerini hala almadığı, kurban yakınlarının soruşturmaya dahil edilmediği, dosyada gizlilik kararı bulunduğu, olaydan sağ kurtulan tanıkların dinlenmediği belirtildi.

'SAVAŞ SUÇUDUR'

Ayrıca İnsansız Hava Araçlarının tespit ettiği görüntülerin 25 gündür savcılığa gönderilmediğine dikkat çekilirken, "Belirtilen bu sebepler itibariyle, ulusal yargı makamlarının ve Hükümet'in savaş suçu kategorisine giren bu olayda sorumluların açığa çıkartılması çabasında olmadıkları kanaatini taşıyoruz. Bu düşüncemiz her geçen gün daha da artmakla birlikte, hükümetin bu katliamın sorumluları ve faillerinin açığa çıkmasını önleyeceğini de bilmekteyiz. Bu suçun failleri, ancak uluslararası yargılama mekanizmaları sayesinde açığa çıkarılabilir" denildi.

BENZER SİVİL KATLİAMLAR

BDP Eş Genel Başkanları, dilekçelerinde benzer sivil katliamlardan örnekler verdi, 20 Haziran 1987'de Mardin'de 16'sı çocuk, 30 kişinin yaşamını yitirdiği Pınarcık Köyü Katliamı'nı, 16-17 Eylül 1989 tarihinde 9 kişinin yaşamını yitirdiği Silopi Derebaşı Köyü Katliamı'nı, 24 Mart 1994 tarihinde Şırnak'de yaşanan Kuşkonar Ve Koçağalı Köyü Katliamı ve 2010 yılında 9 kişinin yaşamını yitirdiği Peyanis Katliamı'nı hatırlattı.