Türkiyeli Ermeniler yıllar sonra, Uluslararası Hrant Dink Vakfı'nın yaptığı sözlü tarih çalışması için konuştu. Hrant Dink ile birlikte, Türkiyeli Ermeniler, 'Bugüne kadar sustuk da ne oldu' diyorlar ve yaşadıklarını gelecek kuşaklara taşımak istiyorlar.
Etkin Haber Ajansı / 08 Ocak 2012 Pazar, 07:57
İSTANBUL(Dicle Müftüoğlu)- Bu topraklarda yaşayan Ermeniler, yıllardır sürdürdükleri sessizliklerini bozdu. Uluslararası Hrant Dink Vakfı, Türkiye'de yaşayan Ermenilerle yaptığı sözlü tarih çalışmasını 'Sessizliğin Sesi' ile yayınladı.
"Sessizliğin Sesi Türkiyeli Ermeniler konuşuyor" kitabını derleyen ve Uluslararası Hrant Dink Vakfı'nın sözlü tarih çalışmasının koordinatörlüğünü yapan Ferda Balancar kitap hakkındaki sorularımızı yanıtladı.
Uluslararası Hrant Dink Vakfı'nın kuruluş amaçlarından birinin Türkiye'deki Ermenilerin hafızılarında taşıdıkları anıları kayıt altına almak, yazılı hale getirmek olduğunu dile getiren Balancar, "Bu çerçevede yapılan projelerden biri de bu bizim yaptığımız sözlü tarih çalışmasıydı. Bu çalışma için 40 tane Ermeni ile sözlü tarih mülakatı yaptık her biri 3-4 saat süren çalışmalardı. Ailelerin hikayelerini, dedeleri, nineleri neler yaşadılar... Bir de kendi hikayelerini aktardılar, doğdukları günden bu yana neler yaşadılar, kendilerine neler aktarılmış ailelerinden ve onlar gelecek kuşaklara neler anlatacaklar" dedi.
Çalışmanın bir yıl sürdüğünü ve geçtiğimiz Aralık ayında tamamlandığını aktaran Balancar, "Kitabı 40 mülakatın 15 tanesi ile bu mülakatı yaptık. Birbirine daha az benzeyen 15 hikayeyi seçtik. 19 yaşında 70 yaşına kadar 7'si erkek 8'i kadın farklı sınıflardan insanlar. Aralarında sanayici var, işçi emekçi var, öğrenci var. Farklı toplumsal kesimlerden 15 hikaye bu kitabın içinde yer alıyor" diye konuştu.
Çalışmanın ilk başlarında insanlara ulaşmakta zorluk yaşadıklarını, insanların konuşmak konusunda tedirgin olduklarını dile getiren Ferda Balancar, insanların konuşmasında etkili olan iki şeyi şu şekilde aktardı: "Bunlardan biri vakfın adı. Hrant Dink Vakfı olunca insanlarda bir güven oluşuyor. İnsanlar artık yaşlandıkça hikayelerini, hafızalarında taşıdıkları şeyleri anlatmak ve hakikatten bunları yazılı hale getirmek istiyorlar. Böyle bir eğilimde var. İki eğilimde var. Korku çekingenlik, tereddüt var ama aynı zamanda, anlatma isteği de var. Buradakiler sadece doğuştan Ermeni olarak doğup büyüyenler değil, aileleri Müslümanlaştırmış olup daha sonra kimliğine dönenler yada hala kimliğini gizlemek zorunda olanlar var. Yada kimisi annesi Ermeni babası Müslüman diyelim Türk olabilir, Kürt olabilir."
19 Ocak 2007'nin Ermeniler için bir milat olduğunu anlatan Balancar, şunları söyledi: "19 Ocak Ermenilerin, kendisiyle, içinde yaşadığı toplumla hesaplaşma anı oldu. (hem Türkiye toplumu genel olarak hem de Ermeni toplumu) Pek çok insan için 19 Ocak karar anı olmuş. Bazı görüştüğümüz kişiler kitapta olanlar var, olmayanlarda var. İnsanlar, 'Bugüne kadar sustuk da ne oldu. Bizim de konuşmamız lazım anlatmamız lazım' şeklinde bir eğilimin olduğunu gördük. Hemen hemen herkesin 19 Ocak'la ilgili kişisel bir anısı var. Bir kısım Hrant Dink'i tanıyan insanlar. Tanımasa bile o olayın kendisine hissettirdikleri, düşündürdükleri çok şey var o yüzden kitaba böyle bir bölümde koyduk.
Tabi burada ki rakam 40 kişi resmi rakamlar belli değil ama Türkiye'de 50-60 bin Ermeni olduğu tahmin ediliyor. Bunlardan sadece 40'ı konuştu. Ama burada da görüyoruz ki herkes şunu düşünüyor: 'Yani Hrant olmasaydı biz suskun kalacaktık. O bu suskunluğu yırttı. Biz de arkasından gitmeliyiz, elimizden ne geliyorsa yapmalıyız' Onlar bu toplumun vatandaşı oldukları, toplumun diğer kesimleri gibi hak talepleri oldukları, bunu savunmak zorunda olduklarını, bunu hem kendileri için hem içinde yaşadıkları toplum için de böyle bir sorumlulukları olduğunu daha çok bilincine varıyor insanlar. Bunun içinde 10 sene önemli. Şunu söyleyeyim 10 sene önce böyle bir şey yapmaya kalksaydınız muhtemelen konuşacak insan bulamazdınız. Ama şimdi buluyorsunuz, bu bile farkı gösteriyor. Türkiyeli Ermeniler geçmişe göre daha fazla konuşma isteği taşıyorlar, konuşuyorlar."
Türkiye'de sözlü tarih çalışması yapacak insan sayısın az olduğunu ve bu çalışmaya 8'i yeni 12 kişinin katıldığını anlatan Balancar, Vakıf olarak sözlü tarih çalışmalarına devam edeceklerini aktardı.
Kitap içerisinde görüştükleri kişilerin anlatımlarında geçen yerlerin fotoları da bulunuyor. Bu fotoğraflar Mihran Tomosyan'ın arşivinden alınarak kullanılmış.