Wikileaks isimli internet sitesinin yayınladığı belgeler günlerdir tüm dünya gündemini meşgul ediyor. Belgelerin nasıl ele geçirildiği kriminal bir şekilde tartışılırken aslında Wikileaks editörlerinin belgeleri yayınlama amaçları pek tartışılmıyor. Yani, bilginin hükümetler tarafından tekelleştirilmesi ve iktidarlarını sürdürmenin bir aracı haline getirilmesi.
Etkin Haber Ajansı / 02 Aralık 2010 Perşembe, 15:43
İLDEN DİRİNİ- Wikileaks daha önce Afganistan ve Irak işgaline dair ABD'nin kirli ve işgalci yüzünü gözler önüne sermişti. O zaman da insanların bunu bilmeye hakkı var demişti sitenin editörleri. Temel amaçları basından ve halktan saklanan bilgi ve belgeleri sunmak olan Wikileaks çalışanlarının dikkat ettikleri temel konu ise haberlerinde sansüre yer vermemeleri.
Tüm dünyanın konuştuğu Wikileaks sözcüsü Julian Assange, "Yönetişim olarak Komploculuk" başlıklı bir tür manifestosunda, bilgi sızdırılması sayesinde, bilgiyi gizli tutmak sayesinde hükmünü sürdüren ve halkını temsil etmeyen yönetimlerin nasıl yıkılabileceğini anlatıyor. İşte belgelerin içeriğinin yanı sıra tartışılması gereken bir noktaya da böyle işaret ediyorlar: Bilgi tekellerine karşı yeni medyanın gücü...
Wikileaks'in yayınladığı belgeler, iktidarlarını basın aracılığıyla da sürdüren egemenlere karşı önemli bir korku yaydı. Bilgi üzerinde mülkiyet tekeli kuran iktidarların bu tekelini ortadan kaldırmak, bilgiyi şeffaflaştırmak, çoğullaştırmak konusunda atılan bu adımı başta ABD olmak üzere bir çok devletten gelen tehdit izledi. Wikileaks bugün Türkiye'nin de temel bir sorunu olan sansür konusunda, egemenlerin kabusu oldu. Bu nedenle şimdi bütün egemenler bu yeni mecrayı engellemenin yollarını arıyor.
WikiLeaks depremi ile ilgili Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım değişiklikler yapılacağının işaretini verdi. Bakan "Şimdi bir site var, kasıp kavuruyor ortalığı. İnternetin gücünün tahminlerimizden fazla olduğu şimdi anlaşılıyor" dedi. Dünyanın internet alanındaki yasal boşluğu Birleşmiş Milletler modeli bir yapılanmayla aşabileceğini savunan Bakan Yıldırım, Haydarpaşa garının yanmasının ardından sosyal ağlar üzerinden bir eylemin örgütlenmesinden duyduğu kaygıyı ise "Gördük ki sayısal iletişim alanında donanımımız yetersiz. Yangınla mücadelede problemimiz yok, ama sayısal platformda ortaya çıkacak bilgi kirliliğiyle mücadele edecek donanımımız yok. Bu da bizim için önemli derstir" dedi.
Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve üniversite Bilişim Teknolojisi Hukuku Uygulama Ve Araştırma Merkezi Danışma Kurulu üyesi Dr. Özgür Uçkan ile Wikileaks ile birlikte yeniden gündeme gelen Yeni Medya mecrası üzerine söyleşi gerçekleştirdik.
Wikileaks ile ilgili yapılan tartışmalarda internetin gücü bir kez daha görüldü. Bilgiyi sunma- bilgiye erişimin yeniden tanımlanması gibi kavramların ne kadar değiştiğinin göstergesi midir son yaşananlar?
Wikileaks olayı, benim için, "Yeni Medya Düzeni" olarak adlandırabileceğim bir paradigma dönüşümünün işareti. Elbette Wikileaks'i bildiğimiz anlamda bir medya organı olarak adlandıramayız. O daha çok engin ve derin bir kaynak işlevi görüyor. Ancak, öte yandan, bu kaynaktan öyle "haber"ler alıyoruz ki, şimdiye kadar hiç bir medya organından almaya alışık olmadığımız haberler bunlar. Bizden gizlenen, örtbas edilen, açıklamanın suç sayıldığı haberler. Dolayısıyla bu durum medyaya bakışımızı değiştiriyor.
Medya başlangıçta bağımsız girişimcilerin, bağımsız kalmayı erdem sayacak bir etik sistem içinde, doğrudan haber verme eylemi üzerine kuruluydu. Medya, şeffaflık, bilgi edinme hakkı, ifade özgürlüğü kavramlarını geliştirerek "haber alma özgürlüğü" dediğimiz bir hak ve özgürlük platformu oluşturdu. Bilgiyi kamusal bir mülkiyete taşıdı. Daha sonra, gerek sanayi devriminin yarattığı ve farklı sektörlerin içi içe girdiği sermaye birikim düzeni, gerekse sömürgeci miras üzerine yükselen küreselleşme odaklı aşırı kar odaklılık, medyanın sermaye ve sahiplik yapılarını değiştirdi. Bilgi giderek ticari amaçlı bir silaha dönüştü. Endüstriyel medya ortaya çıktı ve medya sahipliği oligopollerin, büyük grupların eline geçerek tekelleşti. Bu gruplar medya dışında ciddi hacimli işlerle meşgul oldu ve medya uzantıları çıkarlarını korumanın, istedikleri siyasal yapıyı yaratmanın bir aracı kıldılar. "Kitle iletişim araçları" dediğimiz teknolojik sıçrama da bu düzeni sağlamlaştırdı ve etkisini arttırdı. Şimdi bu düzen yıkılıyor...
Wikileaks bir hiçten doğan romantik bir kahramanlar hareketi değil. Kafamı hep kurcalamıştır: 11 Eylül 2001'de Wikileaks yayında olsaydı ne olurdu, diye... Ama bu "alternatif tarih" mümkün değildi. Wikileaks'i ortaya çıkaran koşullar özellikle son küresel krizi yaratan aynı dinamiklerle ortaya çıktı: tek kutuplu dünya düzeninin yıkılması, ölçek ekonomilerinin çöküşü, kontrol sanayilerinin değişimi, G-20'nin ortaya çıkışı, Bretton Woods anlaşmasının feshi, askeri-endüstriyel komplekslerin devrinin kapanması, kirli finansal sisteminin değişim ihtiyacının doğması ve buna bağlı olarak uluslararası kuruluşların yeniden yapılanması... Bütün bunlar, bilgi ve iletişim teknolojilerinin sosyal, ekonomik ve gündelik hayatımıza "gömülü" hale gelmesiyle birlikte okunduğunda, Wikileaks'in hangi dinamiklerle ortaya çıkabildiği anlaşılır. Yeni dünya düzeni, çok hızlı değişen, eski istihbarat oyunlarının sökmediği, bilginin ulus-devlet iktidarlarından kaçtığı, çok ulusluların askeri-endüstriyel kompleksler üzerinden kontrol sanayilerini artık elinde tutamadığı bir dünya. Bir "yaratıcı yıkım" dönemi...
İşte böyle bir dünyada Wikileaks, medyayı başlangıçtaki dinamiklerine geri döndürüyor. Bir döngü kapanıyor. Medyada sahiplik ilişkileri değişiyor. İnternet ekonomik boyutta da geleneksel medyayı geride bırakıyor. İş modelleri değişiyor. İnsanların bilgiyi kullanma alışkanlıkları da değişiyor. İnternet herkesi yayıncı haline getiriyor. Medya iş modelleri değişiyor. Bilginin kamusallığı hiç olmadığı kadar ön plana çıkıyor. Medya tekelleri, medya dışındaki "iş"lerini başka gruplara kaptırıyor. Sahip oldukları medya gücü artık bu "iş"lerin yürütülmesi için vazgeçilmez olmadığı için de ortadan kalkma süreçleri hızlanıyor. Akıllı medya şirketleri yeni iş modellerine adapte olmaya çalışıyor. Diğerleri kısa sürede yok olacaklar. Bilgi artık onların tekelinde değil ve herkes, iktidarlar da dahil olmak üzere bunun farkında...
Wikileaks, haberleşme özgürlüğü hak ve özgürlük sistemini, yani şeffaflık, bilgi edinme hakkı ve ifade özgürlüğünü yeniden tanımlıyor. Bu tanımın bir yerinde, "küresel vatandaşlık" kavramı da ortaya çıkacak. Çünkü, görüldüğü gibi, ABD'ye "ait" olduğu sanılan bütün bu bilgiler aslında hepimizi ilgilendiriyor, hepimizin hayatlarına tecavüz eden suçlarla ilgili sırları ortaya döküyor; dolayısıyla örneğin ABD'de yürürlükte olan "bilgi özgürlüğü yasası"nı aslında birer küresel vatandaş" olarak hepimiz kullanabilmeliyiz. Umarım böyle insan haklarına dayanan bir küresel hukuka doğru gideceğiz. Bu dönüşüm bunun başlangıcı.
İnternetin gücüne gelince, bu olayda internetin baş rolü oynadığı açık. Wikileaks'in son ifşaatında herşey ağ-temelli; bilgiler, ağlar üzerinde ele geçiriliyor ve ağlar üzerinde dolaşıma sokuluyor. Bilginin varlığından da ağ, özellikle de sosyal ağlar sayesinde haberdar oluyoruz. Wikileaks'in seçtiği dört medya kuruluşu, yani Guardian, Spiegel, El Pais ve New-York Times (Le Monde sınavda kaldı ve oyunun dışına çıktı), dikkat edilirse, medyanın aşırı güven kaybına uğradığı bir dönemde, hala en güvenilir medya kuruluşları arasında saylıyor. Bir başka nitelikleri küresel etki alanlarının geniş olması. Bir diğer özellikleri de internet üzerinde en çok takip edilen gazeteler olmaları. Nitekim bu gazeteler, Wikileaks'in "Devlet Günlükleri'ni yayınlarken, internet uzantılarını basılı versiyonlarından daha fazla ve daha etkili bir biçimde kullandılar; basılı versiyonlarında yer alamayacak etkileşimli haritalar, veri sorgulama imkanları, indirme seçenekleri gibi. hizmetler sundular... Wikileaks, iletişim stratejisinde, bu gazetelerin yanı sıra P2P ağlarını ve Twitter gibi sosyal medya imkanlarını sonuna kadar kullandı. P2P ağları sızan bilginin yayılmasını durdurulamaz hale getirdi. Sosyal ağlar, bir anda olup bitenlerden maksimum sayıda insanın haberdar olmasını ve olayı tartışmalarını, bilgi hakkında bilgi üretmelerini, yani etkileşim düzelemini sağladı. Ayrıca Wikileaks'in güvenilir ortağı siteler de (Owni.fr gibi), geliştirdikleri özel uygulamalarla belgelerin sorgulanabilir bir halde Wikileaks sitesi dışında da erişilmesini güvenceye aldı. Kısacası, internetin olmadığı bir dünyada böyle bir operasyon imkansız olurdu. İnternet, "Yeni Medya Düzeni"nin asli ortamı ve ekseni...
İnsanlardan bugüne kadar devletler çok şey gizledi. Wikileaks editörlerinin iddia ettiği gibi artık bundan sonra hiçbirşey eskisi gibi olmayacak mı?
Sanırım bu soruya yukarda yeterince cevap verdim. Evet, artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak... Guardian editörü Simon Jenkins'in dediği gibi, "sırlarını korumak hükümetlere düşer, gazetecilere değil". Artık devletler farkına varmaya başlıyor ki, sırların ortaya çıkarmasını durdurmak için darbe yapmak, gazeteci öldürmek veya hapsetmek, sansür uygulamak, medyayı bizlerin vergileriyle satın almak ve bir polis devleti yaratmak yeterli değil. Ve bunun için mucizevi yöntemler de ufukta görünmüyor. Şeffaf olması gereken devletler, vatandaşlar değil. Buna alışsalar iyi olur.
Bugün maruz kaldığımız sansür ve izleme uygulamalarını hükümetlerin korkularına yorabilir miyiz?
Elbette sansür, her zaman iktidarın bilgiyi denetiminden kaçırma korkusundan kaynaklanır. Bu, haklı bir korkudur, çünkü tarihin hiç bir döneminde hiç bir iktidar bilgiyi mutlak bir biçimde denetleyememiştir. İktidarlar her zaman uyruklarının bilgiye erişimini ve aralarındaki iletişimi kontrol etme hayali kurar. Ama bu boş bir hayaldir. Bu bağlamda sansür iktidarların en favori yönetim araçlarından biridir. Sansür devletin ideolojik aygıtlarından biridir ve diğer ideolojik aygıtlarla pekiştirilir (ordu, polis, okul vb.) Ağır sansür, her zaman iktidarların ömrünü bir miktar uzatır, ama mükemmel bir araç olmadığı için de geri teper ve bu ömür birden bire kısalır. Sansür eskiden de mükemmel değildi. Ama her şeyin merkezi olarak sevk ve idare edilebildiği sanayi toplumlarında elverişli bir araçtı. Buna rağmen bilgi bir yerden sızıveriyordu günün birinde. Çünkü bilgi iktidardan kaçar. Bu neredeyse bir fizik kuralıdır!
Ama merkezi yönetsel mekanizmaların çöktüğü, iletişimin tamamen gayri-merkezi, dağıtık, sınırsız, yatay yayılımlı ağlar, özellikle de internet üzerinde gerçekleştiği bir dönemde, sansür giderek daha da atıl bir iktidar aygıtı haline geldi. İktidarlar değişimi arkadan takip ederler doğaları gereği; o yüzden geçicidirler. Mevcut iktidar yapıları da olup biteni ancak iktidardan düştüklerinde anlayacak. O güne kadar sansürle mücadele etmeye devam edeceğiz. Yeni iktidar yapıları daha etkili sansür teknolojileri üretecek, bizler de bunları aşmak için yeni katılım, şeffaflık ve bilgi teknolojileri geliştireceğiz. Bu savaşta eli güçlü olan biz vatandaşlarız.
İktidarlar demokrasiden korktukça, demokrasiyle yaşamayı öğrenemedikçe yıkılacaklar ve bu meşru bir durum. Doğrudan demokrasi, birleşimsel demokrasi, veya Julian Assange'nin savunduğu gibi "radikal demokrasi", vatandaşların bilgiye özgürce erişimi üzerinde yükselecek.
Evet şimdi Neo-con'lara, istihbarat örgütlerine, iktidarını paylaşmaktan korkan ulus-devletlere, oligopollere, güçten düşen ordulara, medya kuruluşlarına dönüp, "Yeni Dünya Düzenine hoş geldiniz" diyebiliriz; tıpkı onların hepimize on yıl önce dediği gibi.
Onların düzeni oldukça kısa sürdü...