12 Eylül darbesinin ardından il il gezerek dergilerini, gazetelerini çıkarmaya çalışan Celal Başlangıç, darbenin 30. yıl dönümünde halk oyuna sunulan anayasa değişiklik paketini kabul etmiyor. ETHA'ya konuşan gazeteci Başlangıç, HSKY ve Anayasa Mahkemesi dışındaki maddeleri "tatlı kaplama" olarak değerlendirdiği için referandumu boykot ediyor.
Etkin Haber Ajansı / 03 Eylül 2010 Cuma, 11:38
İSMİNAZ ERGÜN- Celal Başlangıç, 12 Eylül 1980'de ordu yönetime el koyduğunda İzmir'de gazetecilik yapıyordu. İlk İstanbul'da uygulanmaya başlanan sıkıyönetim nedeniyle Kemal Türkler'in sahibi olduğu ve Celal Başlangıç'ın çalıştığı TKP'nin yayın organı Politika Gazetesi kapatılır. Sıkıyönetim henüz İzmir'de uygulanmaya başlamadığı için Başlangıç ve arkadaşları, TKP'nin haftalık dergisi "Savaş Yolu"nu İzmir'de basmaya başlar. Sıkıyönetimin İzmir'de de uygulanmaya başlanması üzerine "Savaş Yolu" dergisi de kapanır. Başlangıç, bunun üzerine Muğla'ya gider, burada buldukları bir matbaada, "Savaşım" adlı dergiyi basarlar. Matbaa, dönemin TKP Muğla İl Başkanı Tufan Doğu'ya aittir. "Savaşım" dergisi, darbe koşulları ve teknik olanaksızlıklar nedeniyle ancak 3-4 sayı çıkarılır.
12 Eylül gerçekleştiğinde Politika Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni olan Aydın Engin'in başında olduğu ajansta kadrolu olarak çalışan Celal Başlangıç, askeri darbeyi şöyle anlatıyor: "Sıkıyönetim döneminde, Diyarbakır, İstanbul ve Ankara'ya göre İzmir işkencenin daha az yaşandığı bir yer oldu. O dönem ilk olarak silahlı örgütlere yönelindiği için TKP operasyonu çok geç başladı. 1982 yılında TKP'ye operasyon yapıldı. Askeri darbe nedeniyle kapatmalar falan yaşandı. Olanaklar olmayınca örgüt, 'hayatın içinde olun, hayatın içine karışın' demişti. Ben de 'Günaydın' ve 'Gazete İzmir'de çalışmaya başladım. Bizim bölge sorumlumuzu gözaltına aldılar ama işkence yapmadılar. O da konuşmadı. Bu anlamda İzmir rahattı."
Gazeteci Başlangıç, AKP'nin "12 Eylül ile hesaplaşma" üzerinden propaganda yaptığı anayasa değişiklik paketini boykot ediyor. Başlangıç, anayasa değişikliğinin gündeme gelişini iki temel noktaya bağlıyor; Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın yapısını değiştirmek.
Bu iki madde dışında kalan diğer maddeleri, "birer tatlı kaplama" olarak nitelendiren Başlangıç, prensipte Anayasa ve HSYK'nın şu an önerildiği şekliyle değiştirilmesine karşı olmadığını belirtti. Başlangıç, "Ben inanıyorum ki gelişmiş batı Avrupa demokrasisinde olduğu gibi, HSYK da, Anayasa da parlamentonun iradesiyle, sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşlarının yaptığı seçimlerle oluşabilir" dedi. "Şimdiki gibi emme basma tulumba şeklinde olması vesayet rejiminin devamıdır" diyen Başlangıç, Türkiye'deki temel sorunun, 12 Eylül rejimi ürünü olan Siyasi Partiler Kanunu olduğunu kaydetti.
Başbakan'ın "milli irade seçecek" sözlerini hatırlatan Başlangıç, yüzde 10'luk seçim barajı nedeniyle, milli iradenin doğru düzgün tecelli etmediğini söyledi. Başlangıç, "Bu yüzden insanlar inandıkları partiye değil, barajı aşacaklarını düşündükleri, kendilerine daha yakın bir partiye oy veriyorlar" değerlendirmesinde bulundu.
Celal Başlangıç, barajın, daha fazla Kürt milletvekilinin parlamentoya girmesini de engellediğini söyledi, "Bu seçim sistemi kesinlikle değişmeli. Böyle çarpık olan bir milli iradenin seçeceği yüksek yargı da kuşkulu olur" dedi.
Siyasi Partiler Kanunu nedeniyle, partiler içerisinde anti-demokratik bir yapı oluştuğunu da ifade eden Başlangıç, şöyle dedi: "Siyasi partilere milli irade yansımıyor. Halkın çeşitliliği parlamentoda oluşmuyor, tam tersi genel başkanların iradesi oluşuyor, onların yaptığı liste seçiliyor. Böylece milli irade değil de genel başkanlara borçlu milletvekillerinin seçeceği bir yüksek yargıdan da kuşku duyarım."
AKP'nin halkın oyuna sunduğu anayasa paketinde, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim barajına dair bir değişiklik olmadığını hatırlatan Başlangıç, "Üyelik hukukunun olmadığı, siyasi partide genel başkanların oturup liste yapıp tüm milletvekillerini belirlediği bir Siyasi Partiler Kanunu ile bu iş olmaz. Bu durumdan da milli irade çıkmaz."
Gazeteci Başlangıç, bu iki nedenden dolayı anayasa referandumunu boykot edeceğini söyledi. Başlangıç'ın boykot nedenlerinden bir diğeri ise hükümetin geçici 15. maddeye ilişkin iki yüzlü tavrı: "AKP'nin 12 Eylül'ü yargılamak gibi bir niyeti yok. Ki zaten bu madde kaldırıldığı durumda hukuki olarak yoruma açık bir durum ortaya çıkacak, kimi yargılanabilir, kimi yargılanamaz diyecek. Hükümet 15. maddeyi kaldırdıktan sonra mecliste gerçekleri araştırma ve adalet komisyonu kuracağı sözünü verseydi, daha inandırıcı olurdu. Bu, hiç değilse 12 Eylül'ün sorumlularını kamu vicdanında mahkum edecek bir yapıyı kurmak demekti. Bunu bile kurmaktan kaçınan bir hükümet var. Dolayısıyla, bu madde sadece evet oylarını arttırmak için kurulan bir tezgah. Zaten AKP'nin kadrolarına bakarsak öyle 12 Eylül'de büyük darbe yiyen, mağdur olan bir siyasi ekip değil. Tam tersi 12 Eylül'ün besleyip büyüttüğü bir siyasi ekip olduğunu görürüz."
Celal Başlangıç, anayasa sorununun geçici değişikliklerle çözülemeyeceğini, tümden değiştirilmesi gerektiğini belirtti, "Boykot aynı zamanda 12 Eylül anayasasının, darbe anayasasının tümüyle ortadan kaldırılıp yeni bir anayasanın uygulanması talebidir" dedi.
Anayasa değişikliğine, giriş kısmından başlamak gerektiğine işaret eden Başlangıç, şöyle dedi: "Anayasada TC vatandaşlarıyla ilgili maddeler içeren, içinde 'Türk milleti' lafı geçen bir giriş bölümü var. Şimdi biz burada ne diyeceğiz? Yani, Türkiye bütün farklı etnik kökenli kişileri eşit yurttaşlar olarak algılayacak mı? Yoksa tek başına Türk milleti etnisitesi altında mı toplayacak, anayasanın giriş ibaresinde yer aldığı gibi."
Gazeteci Başlangıçı, "Hayır" ve "evet" cephelerini şöyle değerlendirdi: "'AKP, HSYK'yı, sivil mahkemeyi ele geçirecek, sivil darbe yapacak' diye bir korku var. Bunu diyenler, şunu itiraf ediyorlar; biz yine iktidara gelemeyeceğiz, iktidar AKP'de kalacak. Bu kesinlikle bunun itirafı. Hayırcılar, boykot 'evet'e yarar diyor. Çünkü, 'hayır'ı yenik kabul ediyorlar. 'Evet'çiler bu konuda kendilerine daha çok güveniyorlar. Boykot 'evet'e yarar demek aslında 'evet'in daha çok olacağını kabul etmek anlamına geliyor. Bu CHP ile bağdaşığında bir yenilmişlik hali ve yenilecekler hali var."
Boykotçuların sürekli hedefte tutulmasına da değinen Başlangıç, "Çünkü boykotçuları 'evet'e çevirmek, "hayır"cıları evete çevirmekten daha kolay. Böyle düşünüyorlar. Bu, misyonerlerin diğer mezheplerdeki Hristiyanlar üzerinde çalışması gibi birşey. Çünkü onu ikna etmek daha kolay. Bir Müslümanı alıp Hristiyanlığa başka mezhebe katmak daha zor bir iş" dedi.