Balık avı sezonu başladı. 1 Eylül gecesi ilk avlarına çıkan İstanbullu balıkçılar, sabah saatlerinde az miktarda istavrit ve sardalya ile hallere döndü. Balıkçılar, "Vira Bismillah" deyip açıldıkları denizden umduklarını bulamadı ama hala 3 yıl önce verilen yasa sözünün yerine getirilmesini bekliyor.
Etkin Haber Ajansı / 03 Eylül 2010 Cuma, 08:40
MÜRSEL ÇOBAN- Balık av yasağının 1 Eylül gecesi saat 24.00'den itibaren kalkmasıyla birlikte denize açılmaya başladı. Haftalardır yeni av sezonuna hazırlanan balıkçılar, ağlarını ve av malzemelerini kontrolden geçirdi, gece saatlerinde de "Vira Bismillah" diyerek ağlarını attı.
Havanın da uygun olduğu Marmara Denizi'nde gece boyunca avlanan balıkçılar, sabahın erken saatlerinde Kumkapı'daki balık haline geldi. Onlardan birisi de 34 yaşındaki Tayfun Aslan.
Aslan, 15 yıldır balıkçılık yapıyor. "İlk av nasıldı?" diye sorduğumuzda iklim değişikliğine dikkat çekiyor, "Ege'nin balığı Karadeniz'e geldi. Karadeniz'de eskisi gibi yağmur soğuk yok, senenin 10 ayı sıcak var Karadeniz'de. Tarih yazmaz sezonun açılışında sardalya balığının çıktığını Karadeniz'den" diyor.
Tayfun Aslan, ekmeğini balıktan çıkarıyor ama tabi kolay olmuyor. Yılın 5-6 ayı ailesinden uzakta, denizde geçiyor. Aslan, "Hiçbirimiz ailelerimizin yüzünü görmüyoruz. Ben çocuklarımın karımın yüzünü 2-3 ayda bir görüyorum. O da yazın eve gidince. Eve bir gidiyorsun, senin çocuk kocaman olmuş, boy atmış, kilo almış, değişmiş yani. Gurbetçilik çekiyoruz burada. Çoluk çocuktan haberimiz olmuyor. Bak burada benim birader de var. Daha 20 günlük evli. Sezon açıldı, karısını bıraktı geldi. 20 günlük evlilik bırakılıp 5-6 aylığına işe gidilir mi? En büyük zorluğu da bu mesleğin" diyor ve ekliyor: "Balıkçılığın bir zorluğu da, avlanma sezonu kışın oluyor. Havaların soğuğu denizde daha kötü hissediliyor. Gece boyunca denizde oluyoruz, fırtına, soğuk, yağmur. Çalışmak zor oluyor..."
"Peki kazandığınız para bu sıkıntıya değiyor mu?" diye sorduğumuzda ise bin ah işitiyoruz. Aslan, balıkçıların iş güvencesinin olmamasından yakınıyor.
Aslan, 3 yıl önce Kumkapı haline gelen Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın "size sigorta yapacağız, kanun çıkaracağız" sözünü unutmamış. Ancak kanun çıkarılacağından umudu yok: "3 sene oldu ne ses var ne seda. Bunlar göz boyama işi. Balıkçıya birşey yok devletten. Kodamanlar sürekli ağlıyorlar 'İş yok, balık yok, mazot pahalı' diye. Tabi ki ağlamayan bebeğe emzik yok. Biz de ağlıyoruz hatta anamız ağlıyor ama kimse bize emzik vermiyor."
Genç balıkçı, ayrımcılığa dikkat çekiyor, "Devlet büyük mal sahiplerine hep yardım ediyor. Ama şurada gördüklerinin (gemi tayfasını göstererek) bir kaza olsa sigortası yok" diyor ve ekliyor:
"Patronlara transit mazot uygulaması başlattılar vergilerini indirdiler. Bugün yarın Tayyip Erdoğan da buraya gelecek. Buranın kodamanları yanında duracak. Alkışlayanlar da, sigorta yapacak diye umanlar da, verdikleri sözlere kananlar da yine bizim gibi zavallılar olacak. Sonra herşey eski tas eski hamam olacak."
Balıkçıların en büyük sorunu, sosyal güvencelerinin olmaması. Kazançları düştükçe bu sıkıntı daha da belirgin hale geliyor. Bir de son yıllarda ithal balık ortaya çıktı. Bu da gelecek kaygılarını iyice arttırıyor.
Aslan, diğer balıkçı arkadaşlarının ve kendisinin çocuklarının boğazından keserek ayda 150 TL yatırıp emekli olmaya çalıştıklarını anlatıyor. En ucuzu diye de Bağ-Kur çiftçi sigortasını tercih ettiklerini söylüyor. Aslan bu durumun nedenini ise "Balıkçılığın sonunu hiç iyi görmüyorum. Eskiden iyi para kazanırdık. Bir sezonda ben tek başıma aylık bir milyar yiyorsam 10 milyar da eve götürüyordum. Ama şimdi eve götürdüğümüz para 2-3 milyar. Yarın öbür gün ne olacağımız hiç belli değil. Bir de ithal balık çıktı. Haller onları daha fazla tercih etmeye başladı. Burada hiçbir şeyin garantisi yok. Geçenlerde bir arkadaşımızın parmağı koptu. 20 bin lira verdiler gönderdiler. 20 bin lira adamı ne kadar idare eder. Tabii devletin bizden daha önemli uğraşacağı çok işi var."
Sigorta hakkı için daha önceleri imza topladıklarını hatırlatan Aslan, imzaları Başbakanlığa götüren arkadaşlarının ise içeri alınıp dövüldüğünü belirtiyor. Seslerini yeteri kadar yansıtmadığı için basına da tepki gösteren Aslan, "Bizim tek isteğimiz, sosyal güvence" diyor.