ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Darbe mağdurları konuşuyor

Vicdanen, ahlaken boykot

ETHA, darbe mağdurlarına sormaya devam ediyor: Evet mi? Hayır mı? Boykot mu? 12 Mart 1971 darbesinde tutuklanan ve 2,5 seneye yakın tutuklu kalan Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Büşra Ersanlı, vicdanen ve ahlaken, kişiliği, geçmişi ve tarihi açısından boykot diyor.

Etkin Haber Ajansı / 30 Ağustos 2010 Pazartesi, 08:50

ZEHRA AYDEMİR- Prof. Dr. Büşra Ersanlı darbe mağduru bir akademisyen. 12 Mart darbesinde tutuklanan ve 2,5 seneye yakın askeri cezaevinde kalan Ersanlı, "Vicdanen, ahlaken... Kişiliğim, geçmişim... Tarihim açısından evet ya da hayır demem mümkün değil" diyor.

12 MART'TA TUTUKLANDI

12 Eylül döneminde tez çalışmaları ile uğraştığı ve sık sık yurtdışında olduğu için esas mağduriyetinin 12 Mart olduğunu belirten Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Ersanlı, 12 Mart'ta tutuklandıktan sonra 2.5 seneye yakın kaldığı Ankara Dışkapı Askeri Cezaevi'nde çeşitli baskılara ve işkencelere maruz kaldığını anlatıyor.

"İlk gözaltına alındığımızda çeşitli işkencelere maruz kaldık. Tutukluluk sürecinde ise cezaevi koşulları çok kötüydü, zaten eskiden ahır olan bir yerde kalıyorduk. Isıtması ve havalandırma konusunda sıkıntılarımız vardı" diyen Ersanlı, yine de bunların 12 Eylül ve Diyarbakır Cezaevi'nin yanından devede kulak kaldığını ifade ediyor.

'12 EYLÜL 12 MART'TAN AĞIRDI'

"Sosyalist olduğum için, siyasi yazılar yazdığım için, sosyalist ideolojiyle ilgili çeviriler yaptığım için tutuklanmıştım" diyen öğretim üyesi, "Dışkapı Askeri Cezaevi Diyarbakır Cezaevi'yle karşılaştırılabilecek bir şey değildi. Zaten 12 Eylül'ün bakıları 12 Mart'tan çok daha ağır oldu. Ve sadece sola değil, başka ideolojilere, başka gruplara da saldırılar oldu. Siyaset tamamıyla yasaklandı 12 Eylül'de" diyor.

Büşra Ersanlı, 'İhtilalci İşçi Köylü Partisi' davasında yargılandığını anlatırken, Ergenekon sanığı Doğu Perinçek'in ve partisinin, şimdi mirasçısı oldukları bu partiden çok farklı görüşlere sahip olduklarını not düşme ihtiyacı duyuyor. 1974 yılında hazırladıkları savunmada Kürt halkının mağduriyeti ve talepleriyle ilgili oldukça geniş bir bölüm olduğunu vurgulayan Ersanlı, "Sonradan TKİİP'in görüşleri değişti, 80'lerden sonra ulusalcılığa kaydı" diye belirtiyor.

'KÜRTLERDEN HİÇ BAHSEDİLMİYOR'

Ersanlı, anayasa değişikliği referandumunda takınacağı tutumunun bu merkezli olduğunu kaydediyor. Ersanlı, "Neden boykot?" sorusuna şu yanıtı veriyor: "Çünkü yapılan değişiklikler özgürlük ve eşitliğin zihniyet olarak temeline dair değil. Mağdur ve ezilen kesimleri kapsamıyor. Kürtlerden hiç bahsedilmiyor. Oysa Kürt sorunu Türkiye'nin bugün en yakıcı sorunu."

Anayasa değişikliği paketinde kadınların durumunun da pozitif ayrımcılık lafı ile geçiştirildiğini, emekçiler için ise grev hakkının neredeyse yok edildiğini belirten Ersanlı, 12 Eylül zihniyetinin, bazı ufak tefek düzeltmeler yapar gibi gösterilerek sürdürüldüğünü ifade ediyor. Ersanlı'ya göre "Nasıl ki 12 Eylül Anayasası'nda işkence yasakları denir arkasından bir sürü şey sıralanır, o kadar fazla 'ama' vardırdı ki baştaki cümlenin hiçbir değeri kalmazsa" değişiklik paketi de benzer bir mantıkla hazırlanmış.

'GERİ DEĞİL AMA ZİHNİYET AYNI'

"Tabi ki 12 Eylül Anayasası'nın yüzde yüz devamı değil" diyor Ersanlı ve ekliyor: "Ya da ondan daha kötü değil tabi ki. Tabi ki bazı şeyler ondan daha fazla ileri gitmiş, ama zihniyet aynı. Zihniyet bu halkı rahatlatacak bir zihniyet değil. Zihniyet korku ve sansür zihniyetinin daha ince bir şekilde sürdürülmesini varsayan bir zihniyet. O yüzden buna evet demem mümkün değil."

BDP'nin Nisan ayından itibaren bir takim taleplerde bulunduğunu, ama AKP'nin 'bize herhangi bir öneri sunulmadı' dediğini hatırlatan Büşra Ersanlı, şöyle konuşuyor: "Bu kadar tanımıyor, görmezlikten geliyor. Sadece onun şahsı değil tabi, hepsi öyle. Söylenen laflar, üslup, yöntem, her açıdan, ne bileyim soy sopa kadar geldi işler. Sünnetli sünnetsize kadar geldi. Şimdi bu noktada baktığımızda bu cepheden bunlara destek vermek mümkün değil. Vicdanen, ahlaken böyle bir şeye vermem, kişiliğim geçmişim ve kendi tarihim açısından mümkün değil."

'EVET YA DA HAYIR MEŞRULAŞTIRMADIR'

Prof. Dr. Büşra Ersanlı'ya göre, 'Hayır'cıların hayır demesinin nedeni ise şöyle:

"Şimdi MHP buna, bu kadarını bile kabul etmediği için milliyetçi ve militarist bir dürtüyle hayır diyor. CHP de ona yakın bir şekilde bu adımın Türkiye'de sorunları daha da arttıracağını, bölünmeyi getireceğini düşündüğü için hayır diyor. O iki parti 'bu reformlar yeterli değildir, azdır, biz daha güzel bir anayasa istiyoruz' diye hayır demiyorlar.

Bizim gibi sosyalist olan bazı kesimler de hayır diyor, çünkü bunu eksik görüyor ve daha iyi bir anayasa olmasını istiyor. Ama buna hayır demek otomatik olarak onları milliyetçi ulusalcı kesime düşürüyor. Diyelim ki 51-55 hayır çıktı, peki bunun sonucunda hayır veren insanlar yeni demokratik özgürlükçü bir anayasa mı yapacaklar? Hayır!

Oysa boykotta çıkacak rakam, önemli bir adımı, bundan sonra yapılacak anayasa çalışmalarında önemli bir gücü ve bu çalışmalara katılmama noktasında olan evet veya hayır tahteravallisinin meşruiyetinin azlığını gösterecektir. Yani önümüzü açacak bir şeydir."

'ERTELEMEK İÇİN BOYKOT'

Ersanlı, "'Evet' ya da 'Hayır' dersek gene bu üç beş yıl sallanacak bu zihniyet. Boykot edersek, belli bir kesim bu işi meşrulaştırmadığını net olarak duyurmuş olacak. Onun üzerine o dinamik üzerine yine evet diyenlerden de hayır diyenlerden de bizim yanımıza katılacak insanlarla birlikte derhal yeni bir anayasanın yapılması için çalışmalar başlayabilecek" diyor.

ETHA'ya konuşan 12 Mart mağduru Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Büşra Ersanlı, sözlerini şöyle noktalıyor: "Bunun için, ertelememek için, bu işi sürüncemede bırakmamak için, ortada somut bir şey olmadığı için, zihniyet değişikliği olmadığı için boykot demek gerekiyor."