1980 askeri darbesini cezaevinde karşılayan Limter-İş Genel Başkanı Saygılı, hala kasvetli havalarda 12 Eylül karanlığını hatırladığını söylüyor. 12 Eylül için, "Bir yanı direniş, bir yanı baskı ve zulüm" diyen Saygılı'ya, darbenin 30. yılında yapılacak anayasa referandumundaki tavrını sorduk. Evet mi, hayır mı, boykot mu?
Etkin Haber Ajansı / 19 Ağustos 2010 Perşembe, 13:34
İSMİNAZ ERGÜN- "12 Eylül dediğinde, güneş batmış, her taraf kar, buz gibi bir hava... Bu soğuk havada bir köşede, çırıl çıplak, soğuktan büzüşmüş bir çocuk gelir aklıma ve ürperirim. Hala, böylesi kasvetli havada, 12 Eylül gelir aklıma." 1980 yılında Türkiye halklarının, işçi ve emekçilerin üzerine karanlık gibi çöken 12 Eylül askeri darbesi, Kanber Saygılı'ya hala bunları hatırlatıyor. DİSK'e bağlı Limter-İş Sendikası Genel Başkanı Saygılı, 12 Eylül'ün diğer yanının ise, zulme ve işkenceye başkaldırı olduğunu söylüyor. Hep baş eğmeyenlerin yanında yer alan Saygılı, 12 Eylül'de yapılacak anayasa referandumunu boykot edeceğini belirtiyor.
Saygılı, 12 Eylül askeri darbesini İskenderun Cezaevi'nde karşılamış. Darbe gününü şöyle anlatıyor: "Sabah erkenden spora kalktık, spordan sonra koğuşlara döndüğümüzde televizyonda, Kenan Evren'i bildiri okurken gördük. Bildiriler, 6, 7,... diyerek sıralanıyordu. Okunan her bildirinin ardından, ev baskınları, devrimcilerin düzene karşı hazırladıkları mağaralara yapılan operasyonlar, Mamak Cezaevi'ndeki tutsakların saçlarının kazılması geldi."
Saygılı, 12 Eylül'de yaşanan tüm olayların acı verici olduğunu ve hafızalardan silinmediğini söylüyor, Diyarbakır Cezaevine yapılan saldırıyı ve Davutpaşa Cezaevi'nde tutukluyken koğuşunda asılmış olarak bulunan arkadaşı İrfan Çelik'i hiç unutamadığını belirtiyor.
12 Eylül'ü insanlık dışı bir süreç olarak tanımlayan Saygılı, darbenin ardından cezaevlerinde işkencelerin arttığına dikkat çekiyor: "Askeri kurallara, insanlık dışı uygulamalara baş eğmeyen insanlara, uçlarında çivi olan sopalarla işkence yapılıyor, kafaları parçalanıyordu. Davutpaşa cezaevinin girişinde önce demir kafesler içerisine alınıyorsun, saatlerce, günlerce akıllara gelmeyecek işkencelerden geçiriliyorsun. 12 Eylül'ün ardından gittiğim Davutpaşa Cezaevi'de koğuşun karşısındaki duvarın delik deşik olması dikkatimi çekmişti. Arkadaşlardan, bu duvarın önünde tutsakları taradıklarını öğrendim."
Kanber Saygılı, 1982 yılında tahliye olduktan sonra, askere götürülmüş. Saygılı, cezaevlerinde, sokaklarda olduğu gibi kışlalarda da 12 Eylül işkencelerinin, uygulamalarının hakim olduğunu belirtiyor, "Bizim arkamızdan kışlaya dosyalarımız gönderildiği için, özel olarak aklımızı yitirmemize yönelik psikolojik baskı uyguluyorlardı" diyor.
Saygılı'ya, askerliğini bitirmesinin ardından, yeniden cezaevi yolu görünmüş. Bu kez adres; meşhur işkencecileriyle tanınan Davutpaşa Cezaevi. Saygılı, Davutpaşa'da yaşanan işkenceler dışında, kendilerine direnç veren bir anıyı şöyle anlatıyor: "Askerler her sabah duvarların öbür tarafında içtima yapıyorlardı. İçtimada, bağıra bağıra türkü söyletirdi çavuşlar. Bu çavuşlardan birinin içtima yaptırdığı günlerde, askerler, "merhaba merhaba hepinize merhaba" diye bir şarkı söylerlerdi. Biz hep bu şarkının söylenmesini beklerdik. Bize verilen bir mesaj olarak alırdık çünkü, heyecanlanır, direncimiz artardı."
Askeri darbe dönemi Saygılı için gözaltı, tutuklama, tahliye, yeniden tutuklamalarla geçmiş. Saygılı, bu gözaltıların birinde Mersin'de, kaldığı hücrenin duvarlarında 12 Eylül zulmüne karşı gösterilen direnişin izlerini şöyle anlatıyor: "Duvarda kan izleri, umut ve direnç yüklü yazılar. 'Günler ne kadar zalim olursa olsun geçmeye mahkumdur.' Bu sözler kanla yazılmış, tırnaklarla duvara kazılmış. O an içimin direnç ve umutla dolduğunu hissettim."
Kanber Saygılı, 12 Eylül'ün daha çok acılarla anılsa da cezaevlerinde büyük direnişlerin yaşandığını hatırlatıyor, tutukluların, tek tip elbise saldırılarına, işkencelere karşı direndiğini belirtiyor. Saygılı, şöyle diyor: "İnsanların içindeki umut tüketilemedi. İnsanlar, üç gün sonra idam edileceğini bilmelerine rağmen ağız dolusu gülüyor, dayatılan onursuzluklara direniyor, öğreniyor, öğrendiklerini insanlara öğretiyordu. Fiili saldırılar psikolojik olarak çok etkiledi ama insanların mücadele etmesini engellemedi."
"12 Eylül, 13 Eylül'de bitmedi, cezaevlerinde olduğu gibi yaşamda da devam ediyor" diyen Saygılı, 12 Eylül'ün 30. yılında yapılacak anayasa referandumunda sandık başına gitmeyeceğini söylüyor. Saygılı, 'Hayır' ya da 'evet' oylarının "tekçi, haki renkli" anayasayı onaylamak anlamına geldiğini belirtiyor. Darbe anayasasının daha önce 17 kez değiştirildiğini hatırlatan Saygılı, şöyle diyor: "Anayasanın özü değiştirilmedi, tekçi olması, haki renkli olması, şovenist olması değişmedi, inkarcı, asimilasyoncu olması değişmedi. Bu öz değişmediği koşullarda, ne kadar değişiklik yapılırsa yapılsın taraf olacağımız, evet diyeceğimiz bir şey olmayacağını düşünüyorum."
Anayasa referandumunun, halkın değişim istemlerinin arttığı bir döneme denk geldiğine dikkat çeken Saygılı, "Halkın değişim istemi bir tarafta AKP eliyle, diğer taraftan CHP ve MHP eliyle, bir tanesi sağdan bir tanesi soldan bu değişim istemini kendi ekseninde boğmak istiyor" diyor.
Saygılı, "Boykot Cephesi ile halkın cephesi yaratılmalı ve yürüyeceği bir iz bırakılmalı" diyor ve cephenin, halkın değişim istemine denk düşecek bir taktik ortaya koyması gerektiğine dikkat çekiyor.
Bu taktiğin, "üçüncü cephe" olması gerektiğini kaydeden Saygılı, şöyle diyor: "Yıllardır tekrarlanan 'üçüncü cephenin koşulları bugün önceki yıllardan daha fazla mevcuttur' tespiti doğrudur. Boykot cephesi üçüncü cephenin yaratılmasına hizmet edecektir."