ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

12 Eylül mağdurları konuşuyor

Gerger: Solu sola bırakmıyorlar

12 Eylül'de, 3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesinin işine son verildi. Bu eğitimcilerden biri, araştırmacı yazar Dr. Haluk Gerger. Solun sola bırakılmadığı Türkiye'de YÖK'zede Gerger'e anayasa değişikliği referandumunu sorduk.

Etkin Haber Ajansı / 17 Ağustos 2010 Salı, 08:43

İSMİNAZ ERGÜN/ ŞENOL GÜRKAN- "12 Eylül, yapısal krizlerini göstermelik bir "burjuva demokrasisi" ile dahi aşma kapasitesi olmayan Türkiye kapitalizminde, "askeri oligarşik dikta" unsurlarını yapısal bir kalıcılığa kavuşturma, bunu kurumsallaştırma hamlesiydi. Devamı, başarısının bir göstergesi olarak kabul edilmeli." Bu 12 Eylül tespiti, 12 Eylül'de görevine son verilen bir öğretim üyesine, araştırmacı yazar Dr. Haluk Gerger'e ait.

Gerger, Ceylan Yayınları'ndan çıkan kitabı 'En Çok Sorulan Sorular'da 12 Eylül'ü sadece analiz etmekle kalmıyor, 12 Eylül'ün aydınlarını da masaya yatırıyor ve şöyle diyor: "12 Eylül, önce estirdiği terörle "solcu aydınları sindirdi, ardından muazzam servet transferi sonucu pazarladı. Geride kalanlarsa, 'Kürt savaşı'nın etkisiyle devlete, Kemalizme sığındılar, hatta onun en bağnaz, keskin savunucuları oldular." Gerger'e göre, "Her ikisi arasındaki ortak bağı ise yine 'sol', 'solculuk' oldu; kendi aralarında 'sol liberaller' ve 'sol Kemalistler' olarak bölündüler, 'sol'u kimseye bırakmamaya özen gösterdiler."

'BİR KISIM ULUSALCI, BİR KISMI LİBERAL'

Haluk Gerger, bu yüzden '30. yılında 12 Eylül deyince aklınıza ne geliyor?' diye sorunca, "12 Eylül'de üniversitede öğretim görevlisiydim ve atıldım. 12 Eylül deyince aklıma ilk gelen bu oluyor tabi. İlk atılanlardan biriyim" yanıtını verip hemen aydınların durumuna geliyor. YÖK kurulduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'ndeki görevine son verilen öğretim üyesi Gerger, öğretim üyesi solcu arkadaşlarının artık bir kısmının ulusalcı, bir kısmının ise liberal olduğunu kaydederek, unutmadığı şu iki 12 Eylül anısını ETHA ile paylaşıyor:

"Darbe nedeniyle okuldan atıldığımda, solcu arkadaşlarım beni koridorda gördüklerinde kafalarını çeviriyorlardı, selam dahi vermediler bana. Bir bunu hatırlıyorum. Unutmadığım diğer iki şey ise; artık okuldan ayrılacağım. Çay ocağına çay borcumu ödemeye gittim. Ocağa bakan kişi bana, 'borcun yok' dedi ve para almadı. Bu beni çok etkilemişti. Sonra oradan aşağı odama indim eşyalarımı topluyorum. Yaşlı bir hademe vardı, yanıma geldi. Bana dedi ki, 'eşyalarını toplama biraz daha kal. Danıştay'a başvurur geri gelirsin.' Askeri darbe olmuş, Danıştay falan söz konusu değil. Ben de teselli etmek için dedim ki, 'Ben taşınayım da Danıştay'a başvurur, kazanırsak geri gelirim, eşyalarımı da yerleştiririm.' Bunun üzerine gitti, biraz sonra yanında üç arkadaşıyla birlikte geldi, 'ya sen buradan taşınırsan yerine başka hoca gelir, çay ister, bizden hizmet ister, ona hizmet etmek bize zor gelir. Lütfen eşyalarını taşıma. Mahkeme sonuna kadar eşyalarını toplama' dediler. Bunları hiç unutmuyorum. Çaycı, hademe ve solcu öğretim üyelerinin davranış farklarını anlatmak bakımından önemli örnekler."

TEREDDÜTSÜZ BOYKOT DİYOR

Türkiye, 1980 darbesinin 30. yılında AKP'nin anayasa değişikliği paketini oylamaya hazırlanırken, 12 Eylül mağduru bir öğretim üyesi olarak Haluk Gerger'e soruyoruz: Evet mi? Hayır mı? Boykot mu? Ceylan Yayınları'ndan çıkan 'ABD'nin Kanlı Tarihi', 'ABD-Orta Doğu-Türkiye' kitapları da bulunan Gerger, tereddütsüz 'Boykot' diyor. YÖK düzeni sürdüğü için kendi ülkesinde görev yapamayan Gerger, nedenini şöyle açıklıyor: "Bu referandum 12 Eylül'le hesaplaşma referandumu değil."

Referandumda oylanacak olan anayasanın tıpkı yürürlükte olan anayasa gibi, Türkiye'nin en önemli meselelerinden olan Kürt sorunu, işçi sınıfı ve emeğin sorunlarına çözüm üretmediğini belirten Gerger, referandumun, 'evet' ve 'hayır' diyen iki taraf bakımından "iktidar mücadelesinin bir aracı olarak" kullanıldığını söylüyor. Referandumun "egemenler arası bir kayıkçı kavgası" olduğunu dile getiren Gerger, Kürtleri, emekçileri ilgilendiren konuların iki tarafın da umurunda olmadığının ifade ediyor ve ekliyor: "Bu nedenlerden dolayı ben de 12 Eylül'de sandığa gitmeyeceğim. Boykot ediyorum."