ANASAYFA GÜNCEL DÜNYA POLİTİKA EMEK EKONOMİ YAŞAM GENÇLİK KADIN KÜLTÜR-SANAT ETHA ÖZEL ROPORTAJ ÇEVİRİ Et-TV Et-GALERİ ara

Dersim katliamı ayıptır, zulümdür, cinayettir

Dersim İsyanı ve katliamlar, CHP'li Onur Öymen'in söylemleri ile bugün yeniden gündemde. Bugün aynı zamanda Dersim İsyanı'nın önderlerinden Seyit Rıza, oğlu ve beş Tuncelili'nin Elazığ'da idam edilişlerinin 72. yılı.

Etkin Haber Ajansı / 15 Kasım 2009 Pazar, 16:44


İSTANBUL- Seyit Rıza'nın mezarının nerede olduğu sorusunu ise devlet hala açıklamıyor. Seyit Rıza, idam edilmeden önce, bugün Öymen'in sözlerine de yanıt olacak şekilde şöyle sesleniyor: “Kerbela'nın evladıyız; ayıptır, zulümdür, cinayettir!”

Dersim İsyanı'nın önderlerinden Seyit Rıza, 17 yaşındaki oğlu Resik Hüseyin, Uşene Seyid, Aliye Mırze Sili, Cıvrail Ağa, Hesen Ağa, Fındık Ağa ve Hesene İvraime Qıji, 1937 yılının 15 Kasımı'nda idam edildiler. Seyit Rıza, oğlu ve 5 Dersimli Elazığ'da göstermelik bir mahkemede yargılandı ve idama mahkum edildi. Seyit Rıza ve oğlu, yaşları nedeniyle yasalar gereği idam edilmemeleri gerekiyordu. Fakat Seyit Rıza'nın yaşı küçültüldü, oğlunun yaşı ise büyütüldü ve 15 Kasım 1937'de Elazığ Buğday Meydanı'nda idam edildiler.

“72 YILLIK İNSANLIK SUÇU SON BULSUN”

Seyit Rıza'nın mezarının yeri devlet arşivlerinde mevcut ancak 72 senedir açıklanmıyor. Ailenin avukatı Hüseyin Aygün, 2007 yılında Elazığ Valiliği'ne Seyit Rıza'nın mezar yerinin açıklanması ve aileye teslim edilmesi için müracaat etti. Valilik talebe yanıt bile vermedi. Bunun üzerine Elazığ İdare Mahkemesi'ne dava açıldı. Mahkeme tarafından “Devlet kurumlarının elinde herhangi bir bilgi yok. Dolayısıyla valiliğin kararında hukuka aykırı bir taraf bulunmuyor. Valilik görevini yapmıştır” şeklinde karar verilerek dava reddedildi. Yerel mahkemenin kararı temyiz edildi ve dosya Danıştay'a geldi. Danıştay, aradan geçen zamana rağmen dosyayı hala karara bağlamadı.

Avrupa'da yaşayan Seyit Rıza'nın torunu Rüstem Polat, Danıştay'dan olumsuz karar çıkması durumunda AİHM'e gideceklerini söylüyor. Polat'ın devletten talebi şöyle: “Devletin bize mezar yerlerinin nerede olduğunu söylemesini istiyoruz. Mezarda bir mum yakmak ve ziyaret etmek bizim de hakkımız. 72 yıldır kayıp ve biz artık su yüzüne çıkmasını istiyoruz. 72 yıldır süren insanlık suçunun son bulmasını talep ediyoruz.”

1937-38'DE DERSİM'DE NE OLDU?

Hukukçu-yazar Hüseyin Aygün'ün, ‘Dersim 1938 ve Zorunlu İskân’ adlı kitabında 71 yıl sonra elde ettiği yüzlerce belge, “Dersim ‘38 Sürgünleri” üzerine bugüne kadar yapılmış en kapsamlı araştırma niteliğini taşıyor. Dersim 1938 trajedisini tüm çıplaklığı ile sunuyor. Doç. Dr Mesut Yeğen, kitaba yazdığı önsözde şunları anlatıyor:

“Dersim’in önce Osmanlılaştırılması, ardından da Türkleştirilmesi yolundaki teşebbüsün yüzyıllık hikâyesini Osmanlının ve Cumhuriyetin Dersim raporları üzerinden veren Hüseyin Aygün’ün bu çalışması, bu hikâyenin son halkasını teşkil eden 1938 İsyanının ardından takip edilen devlet siyasetinin resmi dökümünü yapan kimi belgeleri de ilk kez bilgimize sunuyor. İlk husus şu: 1937-38 Dersim İsyanı, Cumhuriyet dönemi Kürt ayaklanmaları içerisinde sivillere yönelik eziyetin ve kıyımın en şiddetlisine sahne olmuş gibidir. İsyan açıkça kışkırtılmış, ardından da isyancılarla beraber aileleri ve hatta isyana iştirak etmeyenler eziyete ve kıyıma maruz kalmıştır. Binlerce isyancı ve sivil vatandaş öldürülmüş, kalan on binlercesi sürgün edilmiştir. Dersim İsyanı esnasında gerçekleşen kıyımın hacmini en açık biçimde bir resmi belge gösteriyor. (Reşat Hallı, 1972), Dersim İsyanı esnasında 17 günde yapılan tarama harekatında ölü ve diri 7954 kişinin ele geçirildiğini ve 1019 silahın toplandığını rapor etmektedir. Topu topu birkaç on bin kişinin yaşadığı bir havaliden 7954 kişinin ölü ve diri ele geçirilmiş olması kadar, ele geçirilen kişilerle yakalanan silahların sayısı arasındaki bariz örtüşmezlik, isyan esnasında vuku bulan eziyetin derecesi hakkında yeterince şey söylüyor olsa gerek.”

DERSİM 'ÇIBAN BAŞI'

Şimdiki adıyla Tunceli olan Dersim'i hükümetin gözünde ‘çıban başı’ yapan, Dersimlilerin özerk yaşamak istemeleri, devlete vergi ve asker vermeye yanaşmamalarıydı. Ama Cumhuriyet kadroları işi kökten halletmeye kararlıydılar. 1925 Şeyh Said, 1926-1930 Ağrı isyanlarının bastırılmasından sonra sıra Dersim’e gelmişti. Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, Şubat 1926’da hükümete sunduğu raporda, “Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıban başıdır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti için mutlaka lazımdır” demişti. 1931’de Birinci Umumi Müfettişi İbrahim Tali (Öngören) yöntemi açıkladı: “A. Bütün Dersimin hariçle münasebetini kat ederek (keserek) bu yüzden taarruzlarına ve ticaretlerine mani olmak, aç kalacak halkı zamanla kendiliğinden ilticaya icbar etmek (zorlamak) ve şu suretle Dersimi fenalardan tahliye. B. Her tarafı esaslı surette kapadıktan sonra ihata çemberini tedricen darlaştırmak ve fenalıklardan dolayı yakalananları derhal Dersimden çıkarak Garba atmak ve serpiştirmek.”

Dersim 1923 sonrasında vilayet yapılmış ama 1926’da lağvedilerek kazaları Erzincan ve Elazığ vilayetleri arasında bölüştürülmüştür. 14 Haziran 1934'de Türkiye'yi etnisite esasına göre üç bölgeye ayıran 2510 sayılı İskan Kanunu ile 25 Aralık 1935'de çıkarılan 2884 sayılı Tunceli’nin Yönetimi Hakkında Kanun iğrenç bir diktatörlük ve terör rejiminin zulüm ve vahşetin kanunları olmuştur. Dersim’in adı Tunceli (‘Tunç Eli’) olarak değiştirildi. Ardından Birinci Umumi Müfettişlik bölgesi kapsamında bulunan Elazığ, Tunceli, Erzincan ve Bingöl’ü içeren Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kuruldu. Bu genel valiliğin başına General Abdullah Alpdoğan atandı.

Alpdoğan, 1936‘da Tunceli'nin Amutka, Pulur, Karaoğlan, Sin, Haydaran, Danzig ve Burnak gibi stratejik merkezlerinde askeri kışlalar ve karakollar inşa ettirmeye başlar. Bu merkezlerden biri de eskiden Mazgirt’e bağlı olan Mamikan (Mameki) köyüdür. Bu köy adı Tunceli olarak değiştirilen Dersim’in yönetim merkezi olarak seçilir. Demenan aşireti ile bazı Nazımiye aşiretleri kendi bölgelerinde yapımı başlatılan karakollara baskınlar düzenlemeye başlarlar. Çatışma böyle başlar (1936).

Seyit Rıza, askeri vali Alpdoğan’dan tekrar tekrar Tunceli Kanunu’nun iptalini (olağanüstü rejimin lağvını) ve Dersim’in ulusal haklarının tanınmasını talep eder. Alpdoğan’ın buna yanıtı, işgalci orduları Dersim’e sürmek olur. Diyarbakır’dan kalkan uçaklar Dersim’e bomba yağdırır.

ATATÜRK'ÜN KIZI UÇAKLA BOMBALIYOR

20 Eylül’de İsmet İnönü Atatürk tarafından görevinden alınmış ve başbakanlığa Celal Bayar getirilmişti. Devletin yok etme saldırısı devam ediyor, Tunceliler direniyordu. Dönemin CHP hükümeti, Tunceli'yi “terbiye” etmekte kararlıydı. Bunun gereği olarak Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu bölgeye bombalar yağdırmıştır. Bu uçaklardan birini Mustafa Kemal’in manevi kızı ve Türkiye’nin ‘ilk kadın pilotu’ Sabiha Gökçen kullanmıştır. Çatışmalar her tarafa yayılır. Kışın gelmesiyle zorunlu olarak kesilen çatışmalar, 1937‘de tekrar başlar.

ŞARK RAPORU

Bölgeye dair izlenim ve önerilerini 1935’de hazırladığı ‘Şark Raporu’nda belirten Başbakan İsmet İnönü, 18 Haziran 1937’de Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın da katıldığı Bakanlar Kurulu toplantısında Dersim için ‘Islahat Programı’nı açıkladı. Programa göre, “Dersim’e yol, köprü, okul, kışla yapılacak, askerlik ve vergi işleri düzene konulacak, ağalık, derebeylik, şeyhlik kökünden kaldırılacak, zorbaların malları devlete geçecek, halka toprak, ziraat aletleri ve tohumluk verilecekti. Dersim’i 'haydut yatağı' durumuna getirenler, Batı illerine nakledilecek, orada iskân edilip, namuslu, eğitilmiş vatandaşlar haline getirileceklerdi. Dersim tamamen boşaltılacak ve burada Bakanlar Kurulu’nun izni olmadan kimse oturmayacak ve yerleşmeyecekti. Böylece, resmi tarih tezine göre ‘Horasan’dan gelme öz Sünni Türk olan ama sonradan Kızılbaş Kürtlere dönüşen Dersimliler’, asıl çevrelerine, benliklerine kavuşacaktı. İnönü’nün açıkladığı önlemler arasında “Dersim'in Türk yuvası haline getirilmesi’ de vardı.

SÜRGÜN SÜRECİ

Direniş uzayınca devlet artık 'terbiye' etmekten vazgeçti. Bu kez ise “tenkil” edecekti. Yani artık topluca ortadan kaldırılacaktı. Bakanlar Kurulu, “Tunceli halkından ve yasak bölgelerin içinden ve dışından 5-7 bin kişinin Batı illerine nakil ve iskânı” kararını almıştı. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından bizzat seçilen 3 bin 470 kişiden oluşan 347 aile, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Manisa ve İzmir gibi Batı illerine serpiştirilerek yerleştirilirler.

Dersim İsyanı, 1938 Eylül'ünde bir soykırımla ve toplu sürgünlerle bastırıldı. Artık başında askeri sömürge valileri olan olağanüstü bir rejimle yönetilmeye başlandı. Bütün Dersim, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından 10 yıl için “Yasak Bölge“ ilan edildi. Mustafa Kemal, hastalığı dolayısıyla Celal Bayar tarafından okunan 1 Kasım 1938’deki Meclis’i açış konuşmasında Tunceli’de ‘haydutluk ve eşkıyalık olaylarının bitirilerek ulusal egemenliğin sağlanmasından duyduğu kıvancı’ dile getirmiş, İsmet İnönü “Dersim müşkilesinden kurtulduk” demiştir.

Tunceli Kanunu, Genel Valilik, Yasak Bölge uygulamalarının 1948/49‘larda artık sona erdiği düşünülürse de, işgal başka biçimler altında, olağanüstü rejim biçiminde devam etmiştir.